Merkez Bankası’nın Piyasa Katılımcıları anketinin sonuçlarına baktığımızda ortaya birtakım rakamlar saçılıyor ve finansçıların kendi aralarındaki rakam konuşmalarının ötesine geçmeyip, bir iki analizin ardından mesele kapanıyor. Ta ki bir sonraki anket açıklanana kadar.
Ortaya konulan enflasyon, büyüme ve kur beklentilerinin, gerçek hayatla ilgisi olmayan oranlarla sunulması nedeniyle de vatandaş bu konuyu önemsemiyor. Fakat sonuçlarını ve algı yönetme adı altında finansal yansımalarını iliklerine kadar maliyet olarak hissediyor.
Çünkü bir ülkede mesela enflasyon verisi gerçek değilse, beklentiler ve hedefler de bu gerçek olmayan veri üzerinden konuşuluyorsa, reel sektör maliyet yapamaz, yatırımlarını yönetemez, vatandaş da geçim aşamasında çaresizliği artan bir sonuç yaşar. Tümünde ortaya çıkan sapmadan genellikle bütçe açığı ve faiz ödemesi olarak önüne çıkar ve elbette hayat pahalılığı, geçim derdi gibi başlıklar üzerinden de bunun bedelini öder.
Son aylarda dünya ekonomisinde ve jeopolitik risklerle birlikte şimdi bu hayali rakamlar da algıyı yönetebilme çabasının ötesi düştü. Sürekli yukarı yönlü revize ediliyor. Revize edilmiş hali de gerçeklerle örtüşmediği için, yine vatandaşın ilgisini çekmiyor.
Oysa son ankete baktığınızda, rakamları bir kenara koyarsanız, çok ciddi mesajlar içerdiğini görüyorsunuz. Bunu Merkez Bankası’nın açıkladığı ikinci enflasyon raporu ile birlikte okuduğunuzda ise, önümüzdeki süreçte firmaları ve vatandaşları çok daha zorlu bir dönemin beklediğini görüyorsunuz.
Öncelikle beklentiler enflasyonun yukarı yönlü seyrederek, hedeflerin uzağına düşeceğini anlatıyor. Rakamlar tartışılsa da, bu yadsınamaz bir gerçek. Enflasyon raporundaki revizyona baktığınızda ise yüzde 50’ye yakın bir enflasyon sapması dikkat çekiyor.
Peki ama insanlara açıkladığınız hedefler üzerinden gelir artışı verip, sonra da yılın yarısı gelmeden şimdilik yüzde 50 yukarı yönlü sapma öngörürseniz, zaten baştan gerçek dışı enflasyon başlayıp, hedef enflasyon üzerinden sürdürdüğünüz ve adeta peşin vergi haline dönüşen kesintileri tartışmak gerekmiyor mu?
Geride bıraktığımız neredeyse 4,5 aylık yıpranmanın, giderlerin çok daha yüksek artarak makası da açtığını dikkate alırsanız, yılbaşından bu yana sapmayı insanlara ödeme olarak sunmanız lazım gelmez mi?
Yılın yarısındaki enflasyon ayarlamasından söz etmiyorum. Çünkü yılın başında yıpranmayı değil, hedefleri ortaya koyarak gelir artışına gidildiyse, yılın yarısındaki düzeltmenin dışında, vatandaşın ve şirketlerin zararının geriye dönük tazmini, ardından yılın ortasında enflasyon farkının ödenmesi gerekir.
Tekrar anket sonuçlarına dönersek, kurun arttığı ama TL’nin enflasyon kadar bile değer kaybetmediği, enflasyon hedeflemesinin yüzde 50 yukarı atıldığı, yani enflasyonun yükseleceğinin kabul edildiği, büyüme öngörüsünün düşürüldüğü fotoğraf stagflasyonu haber verir. Peki bunun çıktısı nedir? Geçim derdi büyüyecek, işsizlik artacak ve ekonomik işkencenin şiddeti yükselecek. Borçlanırken, bunu hesaba katın, yoksa faturası ağır olur.






