Haziran ayına ait enflasyon açıklandı. Yıllık enflasyon zaten evlere yenlik ama bu kez aylık enflasyonu itinayla emekli ve memur enflasyon farkları için yeniden oluşturduklarını gözümüze soktular.
Sadece Türk-İş’in açlık ve yoksulluk sınırındaki iki ay arasındaki fark yüzde 1,6’lık yıpranmaları ortaya koymuşken, TÜİK verilerini esas alarak farklı bir metotla hesaplama yapan ENAG aylık 1,94 enflasyon açıklarken, Tüketici Birliği Federasyonu gıda ve hijyen malzemelerinden oluşan grupta yüzde 2,04 aylık artış ortaya koyarken TÜİK üzerinden bize etiket algısı sundular.
Yüzde 1 bile değil… Yüzde 0,99’luk aylık enflasyon açıkladılar. Bu haliyle enflasyon farklarında ortalamayı düşürürken, yıllık enflasyonda yine inandırıcı olmasa da yüzde 30’un altını göreceğimiz dip mesajını veren, hemen arkasından Bakan Şimşek’in sosyal medyadan dezenflasyon sürecinin yeniden başladığını ortaya koyan beyanatıyla taçlandırılan bir algı operasyonu.
Hani mağazaya girersiniz de çok istediğiniz ürüne 500 TL yerine, 499 TL yazarlar ya, açıklanan da bu denli kör göze parmak bir eylemi bize anlattı. Elbette zaten farklı bir bakış açısı beklemiyorduk.
Ama Türk-İş’in mütevazı rakamları bile yıpranmayı minimumda yüzde 1,5 gösterirken, bu hamlenin bakkal hesabına bile uymayacak kadar gerçeklikten yoksun olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Sonuç mu? Elbette yine fakirleşme sistematiği devam etti. İnsanların zaten gerçekçi olmayan rakamlar üzerinden oluşturulmuş hedeflerle aldıkları gelir artışlarını, yılın ortasına gelirken yüzde 50 revize edenlerin, hiçbir şey olmamış gibi ortada dolaştığı, sonra da dayanma gücü kalmamış insanlara ‘bak düşüyor’ oyunu oynadığı bir fotoğrafla karşı karşıyayız.
Ulaştırma ücretlerinden nakliye maliyetlerine, bedelli askerlik fiyatlarından muayene ücretlerine kadar üç haneli artışları hayatımıza sokanların, halen rakamlar üzerinden algı yaratarak enflasyonun düşeceğine dair tavır takınmaları, artık geçinmenin ötesinde rencide edici bir hal almaya başladı.
Türkiye’de ekonomi yönetimi ile vatandaşın yaşam koşulları arasında zaten sıkıntılı bir fark olduğu biliniyor. Fakat bunu gerçeklikten koparak algıyla yönetmeye çalışmak psikolojiye değil, çağın anlayışını zorlayan işkence tavrına dönmeye başladı
Bu şartlar altında kimsenin ne maliyet yapabilme, ne ortadaki fiyatlarla satın alma ihtiyaçlarını karşılama olanağı kalmadı. Bir yanda insanları borç batağına sürükleyip, ondan sonra da kredi kartları üzerinden sorunu halletmeden duvara toslamasına neden olacak uygulamalar yapar, yaşam maliyetlerini görmezden gelip, gelirlerini güdükleştirirken, giderlerini gerçek enflasyonun bile üzerinde artışlarla fiyatlandırırsanız, bırakın finansal okuryazarlığı matematiksel olarak bile bu işin içinden çıkamayan insanlar yaratırsınız.
Bunun tek çıktısı da kayıt dışı ekonomi, fakirlik, kurala uyanın rekabet edememesi olur.






