Türkiye ekonomisinin roman yazılacak sorunları var. Bunu hepimiz biliyoruz. Hatta bu problemlerin temelinde de insansız ekonomi yönetimi eğiliminin bir numaralı başlık olduğunu rahatlıkla söylemek mümkün.
Ekonomi kurmaylarımız kapı kapı para ararken, hatta içeride bizi dolaylı biçimde vergiye bağladıklarının tersini anlatmaya çalışırken, en büyük problemi gözden kaçırıyorlar. Umursuyorlar mı bilemem, sorunların çözülebilmesinde anahtar rolü olan bir faktörü yok sayıyorlar. Vatandaşın…
Vatandaş çok yorgun. Zaten enflasyonist ortamın kendi başına oluşturduğu bir yıpranma varken, üstüne gelen gerçekçi olmayan rakamlardaki gelir artışı, aşırı borçlanma, fiyatlara yetişememe duygusu ve güvenini kaybetmiş olması en büyük problemlerin başında geliyor.
Çünkü bir ekonomide kilidi öngörülebilirlik ve güven açar. Bu ikisini de Şimşek yönetiminin başlangıçta söylediği rasyonelleşme ile bulabilirsiniz. Fakat önce gerçekçi olmayan, çocuksu tavırlı bir ekonomi yönetiminin ardından gelen gözlerdeki parlama tanımlı güven zedeleyici yaklaşımlar, ardından rasyonelleşme diye başlayıp, insanların satın alma gücünü çökerten uygulama ve karşılığında sorununu da anlamazlıktan gelen bir tavır güveni büyük ölçüde zedeledi.
Halen rakamlar ekonomisi üzerinden bir algı çalışması yapılırken, her ay artan açlık ve yoksulluk sınırı, fiyat algısının kaybolmasına ve muhakeme yapma yeteneği elden alan hayat pahalılığı ve yetmeyen gelirler, önce aşırı borçlanmaya, sonra da ödeme kabiliyetini yitirince işi oluruna bırakmaya evriltti.
İşsizlerin aynı metin içinde hem tek haneli açıklanıp, hem de yüzde 30’larda geziyor olması ama yok sayılması, gelirlerin gerçekçi olmayan bir enflasyon üzerinden belirlenen hedeflerle ortaya konulurken, fiyatların kısıtlı başlıklar haline gelen kalemlerde fahiş düzeyde artması güveni daha da hırpaladı.
Şimdi bu gün tekrar akılcı bir ekonomi politikası uygulamaya kalksanız, gerçekten insanları ikna edecek seviyelere çekmeniz, gerçeklikten kopmuş gelirleriyle giderleri arasında makası kapatmanız, başta verilecek zamlardan çok daha maliyetli bir tabloyu önümüze koyar hale geldi.
Sadece tüketici için kast etmiyorum. Arka arkaya yapılan sanayi ve ticaret odası yetkililerin açıklaması gösteriyor ki, tıpkı vatandaş gibi maliyeti yok sayılan reel sektör de bedelini ödediği politikaların sonuç vermemesinden dolayı kırılganlaşmış halde.
Ne var ki tüm bu yaşananlara ya göz yumuluyor ya da görmezden geliniyor ki, bence ikisi de tehlikeli, bir de kurumların açıklamalarına güvensizlik ortamı da yaratıldığında, çözüm noktasında önümüzdeki en büyük sorunun bu fotoğraf olduğu açıkça gözüküyor.
İşler çıkmaz noktada. Önemli olan kopma noktasına gelmeden, ekonomi yönetiminin salt rakam tutkusundan çıkıp, verilerin gerçekleriyle yüzleşip, gerçekçi bir ekonomi politikası ortaya koyarak güven verici bir tavır sergilemesidir. Yoksa ortadaki durum, bulunamayan paradan daha pahalı sonuçlar getirmeye gebe.






