Geçimini geliri satın alma gücünü kaybederken, giderleri açıklanan enflasyonun iki katı oranında artan ve aradaki farkı kredi ve kredi kartı ile kapatmaya çalışan tüketici alarm vermeye başladı.
Borcun 5 trilyon TL’ye koştuğu, icradaki dosya sayısının 25 milyonu bulduğu ülkemizde, en belirgin ödeme aracı olarak kullanılan kredi kartlarında, nüfusun beşte birinin yaşadığı İstanbul’da yapılan araştırma, insanların yarısının sorunlu yapısıyla alarm veriyor.
İstanbul Planlama Ajansı’nın son araştırması, kentte yaşayanların sadece yüzde 49,6’sının dönem sonunda borcunu kapatabildiği ortaya koydu. Geri kalan ise bir miktarda asgariye, hatta hiç ödeyemediğini söyleyenlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.
Bu durum zannedildiğinden daha büyük bir sorunu önümüze koyuyor. Meseleyi sorunlu ve takipteki alacaklar üzerinden okuyamazsınız. Çünkü bu insanların çoğu, aşırı tüketim ve bilinçsiz kullanımdan kaynaklanan borçlanmadan değil, geçinebilmek için yetmeyen gelirlerin açığını kapatmaktan ibaret bir yapı.
Son piyasa beklenti anketlerinde bile enflasyonun yukarı yönlü revizyonunu ve dünya ile birlikte enflasyondaki yükselme trendi dikkate aldığınızda, zaten gerçekçi olmayan hedeflerin alt üst olduğunu görüyorsunuz.
Fakat problem bu hedefler üzerinden gelir artışı verdiğiniz insanların yaşama şansının kalmadığı noktaya doğru koşar adıma gidiyor olmamızdır. Şayet bu konuda bir neşter vurulmazsa, kısa süre içinde ödeme güçlüğünün ve probleminin arttığını, hatta tahsiline gidildiğinde de karşılığının bulunamadığını görebiliriz.
Türkiye’de borçların yeniden yapılandırılmasının, ödenebilir kılınmasının ve bir daha bu borca ihtiyaç duyulmayacak bir yapının oluşturması şart. Aksi takdirde sermaye erimesi yaşayanlarla, fiyat baskısı altında geliri yetmeyenlerin oluşturduğu bir tablo içinde, ağır bir ekonomik faturayla karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz.
Ekonomi yönetiminin bir an önce insansız ve firmasız ekonomi yönetilemeyeceğini anlaması, gelir ve gider kurgularını yeniden tartışması, kaynak kullanımında önceliklerini değiştirmesi gerekiyor.
Aksi takdirde bu yapı içerisinde işsizliğin tetiklendiği, ödemeler zincirinin kırıldığı, şüpheli alacakların arttığı ve yok pahasına satılan şirketlerden bireysel yükümlülüklerini yerine getiremediği için parçalanan ailelere kadar bir dizi yeni problemi ağırlaşmış olarak önümüzde bulacağız.
Sözün özüne bakılırsa İstanbul’dan yükselen bu kredi kartı uyarısını dikkate almak, yaşananları göz ardı etmeyi bırakmak ve zaten yeterince yüklenilen insanların sırtına daha fazla yük bindirmemek gerektiğini anlamamız gerekiyor.
Bunun da yolu enflasyondan başlayarak verilerle yüzleşmekten geçiyor. Türkiye’nin ekonomik yaklaşımlarını bir an önce değiştirmesi ve üreten insanlarını esas alması gerekir.






