Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, JP Morgan Türkiye Ekonomi Forumu’nda yaptığı konuşmada, ülkemizde hanehalkının dövize olan talebinin sınırlı kaldığını, Türk Lirası talebinin ise güçlü seyrini koruduğunu söyledi.
Artık sokaktaki insanın durumunu nasıl görüyorlarsa, Şimşek’in vatandaşı yok sayıp ikna edilmesi gerekeni yerleşikler, yani sadece içte yatırım yapma potansiyeli taşıyanlar olarak görmesinden sonra, Merkez Bankası Başkanı da enflasyon, kur ve benzeri noktalarda yatırım potansiyeli olanların dışındakinin durumunu yok sayan bir tavır sergileme örneği gösterdi.
Döviz talebinin bırakın hane halkı tarafından yaratılmasını, bugün iş dünyası bile mesela hammadde almak için döviz talebini yeterince ortaya koymuyor. Çünkü insanın alım yapması ya da talebini arttırması için, öncelikle hammadde alacak gerekçesi olması gerekir.
Ne içte ne dışta talep yakalayamayan, yakaladığında dışarıda kur, içeride çöken satın alma gücü nedeniyle üretime konu olacak bir faaliyet gerçekleştirmeyince döviz talebinin de anlamsız hale geldiği bir fotoğrafta, açlık sınırında yaşayan ya da iyi sayılanların yoksulluk sınırının yarısında dolaştığı bir ülkenin yurttaşları hangi parayla döviz talep etsin?
Reel sektörü bir kenara koyup, vatandaşın yani tüketicinin durumuna bakarsak, 86 milyon insanın içinde kaç kişinin tasarruf yapabilme kabiliyeti kaldı ki, onların hamlesi ekonominin kendisini temsil eden bir özellik sergilesin?
Verdiler tasarruflarını TL mevduata diyelim. Ne vatandaşın kredi talep edecek mecali kaldı, ne de reel sektörün krediye ulaşacak bilançosu? Bankadaki TL mevduat kime kredi olarak satılacak da, tasarruflar değer kazanacak. Ama görece tüm göstergeleri sabitlerseniz, elbette olan da orayı tercih edebilir.
Fakat Karahan’ın haklı olduğu bir konu var. Hane halkının TL talebinin güçlü seyrini koruduğu ifadesi, bence son derece haklı bir bakış açısı. Ama insanlar faiz getirisi için değil, bir miktar nefes alabilmek için TL talebini ortaya koyuyor. Ülkede gıda fiyatlarının söylendiğinin aksine insanların satın alma gücünü çoktan aştığı, ama bunun fırsatçılıkla genellenemeyeceği, maliyetlerin artışıyla ve üretimsizlikle ilişkili olduğunu anlamayan ekonomi yönetimi bilmeli ki, insanlar evlerine gıda alabilmek için TL talep ediyor.
Üç kuruş zam verdiğiniz, sonrasında kamu eliyle her şeyin fiyatını arttırdığınız bir ortamda ulaştırmaya, kiraya, yakıta para yetiştirebilmek için TL talep ediyor. 2 binli yıllarda uyguladığınız ekonomik modelin çıktısı olarak insanları sürüklediğiniz borç batağında, kredilerini ya da kredi kartlarını ödeyebilmek için TL talep ediyor.
Çocuğuna alamadığı ayakkabıdan yakının düğününde takamadığı gram altına kadar, hiçbir şeye parası yetmediği için TL talep ediyor. Memleketine gidip, kışlık erzağını alarak dönüp, en azından maliyetlerini yönetebilir kılmak adına, uçak fiyatlarına erişen otobüs fiyatlarına yetişebilmek için TL talep ediyor.
Yani zannettiğiniz gibi insanlar çok para kazanmış, geçiniyor ve cebinde nasıl değerlendireceğini bilemediği para var da, orada TL’yi talep etmiyor. Ayakta kalabilmek için TL talep ediyor. Siz hangi ülkede yaşıyorsunuz?






