Dünyada tüketicinin satın alma gücünü kaybetmesiyle birlikte ortaya çıkan tablo, firmaları da hamle yapmaya zorunlu bırakıyor. Son olarak herkesin yakından tanıdığı fast food zincirleri özel menülerle hamle içine girdi. Gerçi bizde menü mü mönü mü o bile tartışmalı ya neyse. TDK’ya riayet edip menü diyelim.
Ortalama 9 avro cinsinden ulaşılabilen rakamlardaki menü, şimdi zincirlerin kampanyalarıyla 4 – 5 avro seviyesine çekiliyor. Hedef burada tüketiciyi kaybetmemek. Elbette bir ürün nasıl yarı yarıya fiyatını indirir sorusu akla geliyor.
Fakat örneğin Avrupa’daki standart anlayışının ve denetimlerin ciddiyetini bilenler bu alanda tereddüt yaşamayacaktır. Durumun bize uygulanmış halini düşünmek bile istemiyorum. O pakette gelenden ne çıkacağı bilmeceye döner. Lakin bu mesele sadece bir ürün grubunun ya da sektörün hamlesi olması ötesinde anlam taşıyor. Buradan dünyadaki zorlanmayı anlamanın mümkün olduğu kadar, bizdeki durumun ne kadar can yaktığını da görebiliyorsunuz.
Ürün örnekli gidelim. Hamburger endeksi herkesçe kabul edildiğine göre ürün seçimimizi de buradan yapalım. Avrupa’da ortalama tekli Big Mac Menü 8,5 ile 12 avro arasında değişiyor. Kurdan hesapladığınızda Türk Lirası karşılığı ne olur? 449 TL ile 635 TL dilimi…
Peki bizde rakam ne? Ortalama fiyata baktığınızda 400 – 460 TL bandını görüyorsunuz. Yani fiyat tutarlılığı var. Fakat asıl problem bunun gelir üzerindeki ağırlığında ortaya çıkıyor. 40 bin TL ortalama Türkiye kazancında bu menünün gelirdeki ağırlığı yaklaşık yüzde 1.
Ülkenin büyük bir bölümünün 40 bin TL’ye de ulaşamadığını düşünürseniz şiddetini yukarı doğru hesaplayın. Avrupa’da ise ortalama aylık gelir 3 bin 300 avro seviyesinde. Bunun içindeki payı ise yüzde 0,3’lere geliyor.
Sadece buradan bile satın alma gücü açısından nasıl bir açmazla karşı karşıya kaldığımızı anlamak mümkün. Üstelik aradaki enflasyonun şiddetini de buna dahil ettiğinizde, bir Avrupalı standart olarak ürüne istediğinde ulaşabilme kabiliyetine sahipken, bir Türk vatandaşı, her ay bir önceki aya göre kabiliyetini daha çok yitiriyor.
Bu bir örnek. 25 milyonu aşkın icra ve iflas dosyasının olduğu bir ülkede artık vatandaşın durumunu ciddiyetle ele almanın zamanı gelmedi mi? Büyük bir çoğunluğunun, Türk-İş metodolojisine baktığınızda Ankara’daki semt pazarlarında dip fiyatları esas alarak oluşturduğu 35 bin TL açlık sınırının altında kaldığı bir pozisyonu dert edinmesi gerekenler yok mu?
Neredeyse açlık sınırının yarısında iki emekliden birine para verenlerin, ortalama ücretin açlık sınırını zorladığı bir fotoğrafın ülkenin birinci gündem maddesi olması gerekmiyor mu? Çalışanın aldığı parayla geçinemediği, verenin vermekte zorlandığı bir yapıyı öncelikli tartışmamız ve çözüme kavuşturmamız lazım gelmez mi?
Peki tüm bu gerçeklik ortadayken, açın televizyonları ve gazeteleri ne konuşuluyor? Medya vatandaşı çoktan unutmuş. O hatırlamayınca ekonomi yönetimi zaten konuyu bile gündeme getirmiyor. Olan da acı çeken yurttaşa oluyor.






