Türkiye ekonomisinde iç piyasa üzerinden çift yönlü bir baskı yaşanıyor. Enflasyonla mücadele adı altında işleri içindençıkılmaz noktaya getiren ekonomi yönetiminin gündeminde ise sadece rakam tutturmak var. Halen salt rakamın iktisadi anlamda bir manaya gelmediği ve algı ile ekonominin düzelmeyeceğini anlamadılar.
Hem bizdeki gerçek enflasyonun yarattığı baskı, hem de dünyadaki gelişmelere paralel yükselen enflasyon eğilimiyle birlikte işler içinden daha da zor çıkılır hale geldi. Böylesi dönemlerde, yani dünyada pazarın daraldığı süreçlerde, ekonomilerin en önemli silahı iç pazarındaki hacimdir.
Ne yazık ki biz bu silahı kaybetmenin ötesine geçip, kendimize çevirdik. Şimdi geldiğimiz noktada açık olan bir şey var ki, enflasyon kimin gerçeğinden bakarsanız bakın yükselecek. TÜİK buna uyum sağlar mı bilmiyorum ama, daha da zorlarsa varlığının da bir anlamı kalmayacak.
Merkez Bankası piyasa katılımcıları anketine dahi bakarsanız, rakamların ve yüzdelerin tartışmalı olduğu gerçeğini de bir kenara koysak, yani hangi enflasyon oranı doğru tartışması bile bir kenara bıraksak, hedeflenen enflasyondan yüzde 50’ye yakın bir sapmanın öngörüldüğünü anlıyoruz.
Bu şartlar doğal olarak gerçekçi olmayan gelir artışları verilen vatandaşın, vatandaşa mal satmaya çalışan firmaların, maliyetleri yok sayılarak istihdam kabiliyetinde zorlanan yapıların sürdürülebilir yapılarını ortadan kaldırıyor.
Bu nedenle de yılın ortasında anlamlı bir gelir artışı telaffuz edilmeye başlandı. Bu artış talebi baskısının daha da artacağından kimsenin şüphesi olmasın. Zaten ekonomi yönetiminin sözlerinden de anlıyoruz ki, bu talebi zayıflatmak için algı yönetmeyi sürdürme eğilimindeler.
Öncelikle böyle bir gelir artışına ihtiyaç olup olmadığını tartışmıyorum bile. Bu zaten aksi iddia edilebilme kabiliyeti olmayan bir husus. Yani o artış yapılmak zorunda. Emekli ve memurlara yılın ortasında bir artış yapılacağından söz edebilirsiniz. Fakat enflasyon rakamlarının gerçek olmadığı bir zeminde, bunun da anlamlı olmayacağı açık.
Asgari ücrete zam gelir mi? Yine altını çiziyorum ki, gelmekten başka çare yok. Ama yaparlar mı; işte bu noktada şüpheliyim. Bunun birkaç nedeni var. Öncelikle Ben Bilmem Eşim Bilir yarışma programını izleyenler, ne demek istediğimihemen anlayacak.
Bazen yarışmacılardan biri durumunu değiştirmeği ve kimseyi geçmediği halde iddiasını artırır. Sonuca etkisi olmayacak bu hamle, sadece iddiayı tutturma ihtimalini güçleştirir. Ekonomi yönetimi ile vatandaş arasındaki ilişki de tam bu seviyede.
Bir gelir artışı ihtiyacını herkes görüyor. Ama gerçeklikle o kadar kopuldu ki, anlamlı bir artış yapılmadan da getirisi olmayacağı gibi sadece işleri zorlaştıracak. Anlamlı bir artış için de reel sektörün işveren kanadını sübvanse etmek gerekiyor ki, böyle de bir kaynak önceliği yok.
Aslında temelde ekonomi yönetiminin önce insansızlaştırdığı, sonra firmasızlaştırdığı bir ekonomik anlayışın gölgesinde işin içinden çıkamıyorlar. Bu nedenle de seçim baskısı dahil her şeyi yok sayarak konuyu kapatabileceklerini düşünüyorlar.
Oysa bu görmezden gelme ve tercihlerde vatandaşı yok sayma, sadece durumu ağırlaştıracak, iç piyasayı tamamen tıkanma noktasına getirecek, kayıt dışı ekonomi besleyecek, vergi gelirlerini vuracak bir rakam tutturma oyununa dönecek.
Sonuç mu? Gelirlerde artışa ihtiyaç var, ama yapacaklarını sanmıyorum. Çünkü hem ekonomik tercihlerde öncelik vatandaş ve üreten ekonomi değil, hem de kimsenin ikna olmadığı algının bozulacağını düşünüyorlar. Özetle işimiz çok.






