Bayramın sonlandığı bugünlerde herkes dönüp kredi kartlarından yaptığı harcamalara baksın. Muhtemelen mecburiyetten, elbette minimum sınırlarda kalmaya da dikkat ederek, ama muhtemelen bayramın getirdiği bir rehavetle de birlikte kredi kartı harcamalarındaki artışı görecektir.
Hem vatandaşın, hem de KOBİ’lerin takipteki kredilerinin oranı yüzde 5’in üzerini çıkmışken, sorunun çoktan sorun olmaktan çıkıp kangren haline dönüştüğünü rahatlıkla söylemek mümkün.
Muhtemelen bu konuda son dönemde TESK’in de açıklamalarına bakarsak, bir yapılandırma ihtiyacının belirdiği, bu alanda da bir hamle yapılmasının kaçınılmaz hale geldiğini görüyoruz.
Fakat buradaki kritik konu, halen sorunun kök nedenine inip, onu ortadan kaldırmanın tartışılmadan, Rahmetli Erbakan’ın deyimiyle pansuman tedbirlerin peşinde koşan bir yaklaşımın sergilenmesidir.
Yani soruna yaklaşım biçimi, sorunun kendisinden daha problemli hale gelmiştir. Mayıs ayını, bayram ikramiyeleri üzerinden sanal gündemle yönetmeye çalışanların, Haziran ile birlikte yıl ortası enflasyon farklarına yükleneceğini biliyoruz.
Bundan sonra önümüzdeki havuç bu. Tavşana kaç tazıya tut oynayan bir ekonomi yönetimi, halen talep enflasyonundan söz ediyorsa ve insanların normal gelirleri üç başlığa düşmüş harcamalarını karşılayamıyorsa, aradaki fark da kredi ve kredi kartlarıyla kapatılmaya çalışmışsa, orada da takiptekileri bırakın, muhtemel takipteki borç oranının artacağını görmek için müneccim olmaya gerek yok.
Vatandaş çok ciddi bir geçim sıkıntısı içine düşmüş; hem borçlu hem fakir statüsünde yaşamaya çalışırken, halen başta enflasyon olmak üzere problemlerin ana nedeni olarak görülüyorsa, tartışacak bir şey kalmamış demektir.
Zaten bu fotoğraf da, mevcut yönetimi seçimden kaçar hale getirmedi mi? Bugün seçime gitmeye kalksanız, onaylamama rağmen seçim ekonomisi uygulamaya niyetlenseniz ve yüzde 100 gelirlere zam verseniz, ortaya çıkan rakamlar, bugün itibariyle açıklanan, en düşük fiyatlar baz alınarak oluşturulan yoksulluk sınırının yarısına bile ulaşmıyor.
Yani ortada ekonomiler için en tehlikeli sayılabilecek, çünkü bir hesaba dayanmaktan çok, günlük rahatlama sağlayacak, ama sonrasında faturası bütçe açıkları, faiz ödemesi ve yeni vergi ile zamlar yoluyla karşısına çıkacak seçim ekonomisini bile uygulayamaz hale gelmiş bir ekonomiden söz ediyoruz.
Bu tablo ortadayken, yabancılarla yaptığınız yatırım görüşmelerinin de, uygulayacağınız seçim ekonomisinin de, gündemi saptırmak ve alternatif ortam yaratmak için yapılan siyasi hamlelerin de sonuç vermesi mümkün değildir.
Türkiye ekonomiyi mevcut anlayışıyla yönetmiyor, sadece rakam düzeltmeye çalışıyor ve her hamlesi, vatandaşa daha büyük bir fakirlik ve borç olarak yansıyor. Özetle kredi kartı patlaması önemli, ama sadece zurnanın zırt dediği yer. Zurnadan çıkan ses uzun süredir zaten kakofonik bir gürültüden başka bir şey değil.






