Ülkede ekonomi yönetimi dışında, kendi cephesinde görülen finansçılar da dahil, herkes enflasyondaki yükselişin devam edeceği konusunda hemfikir. Oranları ayrı bir tartışma konusu ama, net olan herkesin maliyetin yükselmesindeki eğilimin süreci yönündeki görüş birliği…
Fakat Şimşek ve ekibi, ısrarla dezenflasyon sürecinden söz edip, uzun vadeli bakış açılarının önemli olduğuna atıfta bulunup, gözünün önündeki fakirliği yok saymaya devam edeceğinin mesajını veriyor.
Şüphesiz bir ülkede ekonomiyi yönetirken kısa dönemli politik yaklaşımlarda bulunmak hatadır. Fakat bu eğilimde doğru olan gerçekleri görmezlikten gelmek değil, siyasi amaçla günlük, popülist politikalardan uzak durmaktır.
Şimşek’in nezdinde ekonomi yönetiminin karıştırdığı mesele tam da burada. Mensubu oldukları iktidarın yılları sair popülist tavırlarına direnmeye çalışırken, sokaktaki milyonlarca insanın yaşadığı sorunu görmekten imtina ediyor.
Bu da hem yaşananların acısını, hem faturasını yükseltirken, hem de hesaplanan yolculuğu çözümsüzlüğe itiyor. Koca bir ülke ekonomik meselelerini dizi tadında tartışıyor. 70’li yıllarda TRT’de yayınlanan Zengin ve Yoksul dizisini hatırlayanlarınız olacaktır.
O dizide, bu çelişki çok net ortaya konulur ve erdem temalı bir zeminde ülkece kötü karakter olan Falconetti karşıtı bir noktada buluşmuştu. Ne yazık ki aradan geçen yıllar içerisinde, ülkeyi Falconetti olmanın normal olduğunu düşünenleri oluşturduğu zemin yönetir hale geldi.
İşini bilmekten iktidar sahiplerine yanaşmaya kadar geniş bir yelpazede etik ilkelerin ve erdemin ‘enayilik’ ile özdeş hale getirildiği, 2026 senesinde bir grup insan para kazanmaya devam ederken, vatandaşın sanayicisinden emeklisine tamamının yoksul statüsüne dönüştüğü bir fotoğrafın figürleri haline dönüştük.
Ülkeyi yönetenler ise çıkmış, inandırıcılığı ve gerçekçiliği tartışmalı olmasına rağmen, rakamlar üzerinden ya da yapılan yollar üzerinden nasıl bir gelişme yaşadığımızı anlatmaya çalışıyorlar.
Ayrıca rakamların hepsinin tartışmalı, giderlerin gerçek, ama gelirlerin tartışmalı rakamlar üzerinden şekillendirildiği, övünme meselesi haline gelen sağlıkta aylara varan sıralardan üç kuruşa satılmaya çalışılan yollara kadar tüm başlıkların da tartışmalı olduğunu hatırlatmak isterim.
Son yapılan araştırmalar, dünyada büyümenin tanımını bile değiştirdi. Sağlıklı büyüme için üretimin gerektiğini hepimiz biliyoruz. Ama artık bu da yetmiyor. Sizin ortaya çıkan değeri toplumun genelinde adaletle dağıtan, gelirler arasında uçurumların yaşanmadığı bir resim vermeniz ancak sizi gelişmiş ülke yapıyor.
Kuzey Avrupa ülkelerinin bu adil dağılımla ve yarattığı genel refahla öne çıktığı eğilimde bizim durumumuz ise daha da içler acısı. Kısıtlı bir kesim zenginleşirken, büyük çoğunluğu fakirliğe mahkûm etmekle kalmıyoruz, bir de bu rakamları ve sanal büyümeyi üretimi konuşmadan başarmayı amaçlıyoruz.
Yani zengin ve yoksul tekrar gösterime girdi. Ama hem tercihleri, hem etik değerleri, hem de vatandaşa bakış açısını değiştirmiş bir çerçevede… En acısı da geniş zemini oluşturan yoksulluğun bile özenilebilecek bir hal alması.
Çünkü ülkede yoksulluk sınırı olan 106 bin TL, yüzde 80’i aşkın ailenin cebine bile girmiyor. Açlık seviyesinde ya da bir miktar üzerinde yaşayanlar ise işsizlere, emeklilere göre şanslı sayılıyor. İşte yeni zengin ve yoksul dizisinin senaryosu bu. Peki senarist kim?






