Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ülkenin en büyük sorununun hayat pahalılığı olduğunu söyledi. Hatta bunu ülkenin karşı karşıya olduğu en büyük makro problem olarak nitelendirdi.
Öte yandan gıda ve konut konusunda iyileştirici hamleler yapacaklarını söyledi ki., en ürkütücü olan da bu. Çünkü tasarruf yılı diye başlayıp bütçe açığı ve faiz ödemesini patlatan, emekli yılı ilan edip, sonra da emeklinin açlık sınırının altındaki durumunu kemikleştiren bir bakış açısına insanın ‘dur yapma’ diyesi geliyor.
Çünkü tüm bunları söylerken halen sadece fiyatlardan söz ediyorlar. O fiyatların TÜİK ile ilgisinin kalmadığından bahsetmek bir yana, asıl problemin eş zamanlı olarak gelir ya da satın alma gücündeki çöküş olduğunu da vurgulamıyor.
Hatta gıda ve konut ile niyet de 2026 yılının başında enflasyon sepetindeki değişimden de zaten anlaşıldı. Makro sorunun temel göstergesi gibi kabul edilen bu iki başlıkla ilgili ne yapıldı?
Enflasyonun hesaplandığı sepetteki ağırlığı yüzdesel anlamda azaltıldı. Yani açıklanan enflasyona daha az etki etmesi temin edildi. Bunu yaptıktan sonra çıkıp gönül almaya çalışmak da çözümcül değil, algısal bir çaba olarak gözüküyor.
Gündemde vergi artışı olmadığını söyleyen Şimşek, arka arkaya ulaşımdan tütünlü mamullere kadar her şeyin vergi oranını arttırdıktan sonra bunu açıklıyor. İnandırıcı mı? Elbette hayır, çünkü görev süresinin ilk yılından beri aynı şeyi söyleyip, sonra da vergi artışlarıyla insanları ve firmaları perişan ediyor.
Hatta mesele o kadar ilginç bir noktaya geldi ki, açıklamalarında dezenflasyondan söz etmeye devam ederken, bunun karşılığının hızla stagflasyona koştuğunun bile farkında değil. Ama en ilginç yaklaşımı da bütçe disiplininden bahsediyor olması.
Rasyonelleşme diye başlayan süreçte bütçe açıklarını ve ödenen faizi iki katına çıkaran bir icraatın, şimdi halen bütçe disiplininden söz ediyor olması da garip bir bakış açısını yansıtıyor.
İnsanlara gelir vermeden dolaylı vergilerle bütçe açıklarını karşılamayı amaçlayan, ama bu aşamada TÜİK üzerinden ilginç bir veri seti oluşturup, oradan hedef enflasyon saptayıp, insanlara baz alınan da hedeflenen de gerçek olmayan bir oranda zam verip, bunu da verilerle öyleymiş gibi gösterip, en az hedefin üç katı maliyetle yaşamasını bekleyip, ardından da ekonomide her şeyin yolunda gittiğini söylemek de tarifsiz bir cesaretin tezahürü.
Mehmet Şimşek ne kadar farkında bilmiyorum. Ama o rakamcılık oynarken emeklisi, çalışanı, işçisi, sanayicisi, çiftçisi gündelikçisi yaşam savaşı veriyor. İşsizler işsiz sayılmadıkları için adam yerine bile konulmuyor.
Algı ile enflasyon da düşmez, işsizlik de… Algı yöneterek karın da doymaz, kasa da… Finansmanı gevşeteceğini söyleyip, insanların ne durumda olduğunu umursamıyor, sokakta ne yaşandığını bilmiyorsanız geriye bir risk daha kalıyor. Konuştukça kaybedilen güven gerçeği.






