Enflasyonda temenniler üzerine kurgulanmış söylemler geliştirirken, dünyadaki gelişmeler meselenin hiç de sunulduğu gibi olmadığını bize anlatıyor. Her şey bir yana yaşamın gerçekleriyle, açıklanan rakamların ve söylemlerin arasındaki tutarsızlık zaten tüm boyayı döküyor.
Ama bu aşamada yarına ilişkin öngörüde bulunmak lazım. Çünkü bu kadar çekilen çile, dezenflasyon gibi söylemlerle aynı noktada buluşmazsa, fatura ödediğimizle kalacağımız, yeni faturaların da önümüze geleceği açık bir durum yaratıyor.
Ekonomi yönetiminin hayal dünyasını bir kenara bırakırsak, hem maliyetlerdeki artış, hem susuzluk gibi faktörlerin devreye girmesi, hem de dünyada yükselen gıda fiyatları kısa vadede gıda enflasyonunun çok da gevşemeyeceğini bize gösteriyor.
Yılın sonuna doğru Trump vergilerinin etkilerinin reel ekonomi üzerindeki etkilerinin daha ağır oluşacağı, bu maliyetlerin ya işsizlik ya hayat pahalılığı olarak vatandaşın hayatına sirayet edeceği de çok aleni bir biçimde görülüyor.
Yani daha pahalı bir hayatla karşı karşıya kalacağız. Bunun kabul edilmemesi ise asıl sorunu ağırlaştıran yan. Çünkü ekonomi yönetimi son yaptığı açıklamalarda jeopolitik ve küresel risklerin bile azalacağı varsayımı üzerinden bir yol haritası öngördüğünü söylüyor.
Bunun ıskalanması, dönüp insanların zaten kaybettikleri satın alma güçleri daha da zorlayacak, komik olarak nitelendirilecek gelir artışlarıyla birleşirse, Türkiye ekonomisi ve tüketicisi üzerindeki asıl riskin bu olduğunu söyleyebilirim.
Çünkü bu beraberinde kredilerle ilgili ödeme problemlerinin aşılıp, bireylerin birbirine karşı olan yükümlülüklerini de karşılayamaz noktaya gelmesinin önünü açan bir gelişme haline dönüşür.
Bu da toplumsal problemlerin yanında, ekonominin birey bazında da işletmeler düzeyinde de sürdürülemez bir hal almasına neden olur. Bırakın sağlıklı olmasını, sürekliliği sağlanacak bir ekonomi dahi istiyorsak yol haritamızda önümüzde ilk atılacak adımlar çok belli.
Önce enflasyon başta olmak üzere verilerle yüzleşerek, kurdan faize her şeyi değerine getireceğiz, sonra öngörülebilir bir ekonomik ortam yaratacağız, ardından gerçek bir planlama ile işe bireylerin gelirlerini arttırıp, işsizliğin tetiklenmemesi için de reel sektörü destekleyici modelleri tartışacağımız bir alan yaratmalıyız.
İşe bu adımlarla başlamazsak, büyük sapmaların oluşması ve sonuçta ağır faturaların ortaya çıkması çok muhtemel bir sonuç olur. Yani sonradan kimse ekonomik sorunlardan, açmazlardan ve sürprizlerden bahsetmesin.
Tüm bunları yapabilmenin ilk adımı ise, zihniyet değişiminden geçiyor. Sorunları yok sayan, temennilerle ekonomik öngörülere sığınan, algıyla sokağın ekonomisini yönetmeye kalkanların, gerçekten rasyonel bakış açılarına dönmesi gerekiyor.






