Enflasyonda Orhan Veli’nin kemiklerini sızlatacak tarzda yeni bir ekonomik bahane bulundu. Bizi bu soğuk havalar mahvetti. Böyle havada fiyatlarımız arttı, böyle havada enflasyonu patlattık. Üstelik tam da maaşlar, emekli aylıkları belirlendikten sonra…
Nasıl bir tüketim çılgınlığının içine düştüyse, Kasım ve Aralık aylarında yüzde 1’in altında enflasyon yaratmayı başaran bu necip Millet, yılın ilk ayıyla birlikte kendini mağazalara, internete atmış olmalı ki, enflasyonu aylık bazda 4 kat patlatarak yıla sert bir başlangıç yapmamıza neden oldu.
Gerçekten bu kadarı artık akılla oynamaya dönmüş vaziyette. Ama bir gerçek var ki, günlük fiyat artışlarına yetişmek mümkün olmuyor. Bunu birde sahte enflasyon üzerinden hedeflenmiş gelir artışlarıyla yapmaya kalktığında da satın alma gücü tamamen çöküyor.
Peki ekonomi yönetimi buna karşılık ne yapıyor? İnsani temel ihtiyaçlarını geliriyle karşılayamayan insanların, ilkesel olarak yanlış bulsam da kredi ile idame ettirmeye çalıştıkları hayatın önüne bir set çekiyor.
Herhangi bir stratejiye ve süreç yönetimine bağlı olmaksızın kart limitlerini bir anda düşürüyor. Adeta birilerine ‘yaşama’ diğerlerine ‘borçtan çıkama’, bir başkasına da ‘ödemeni yapma’ mesajı veriyor.
Eğer enflasyon soğuk havalar nedeniyle arttıysa, bu telaş niye? Güneş açınca yine enflasyon düşer değil mi? Fakat işi şansa bırakmamak lazım. Enflasyonda rakam tutturmayı riske atacak bir konu olarak göremeyiz.
Bu nedenle enflasyon sepeti değiştirirken kışın ortasında güneş kremi, okul sezonunun ortasında okul kıyafetlerini sepete koyup, en çok harcama kalemi olan gıda ile enerji dahil konut harcamalarının yüzdesini düşürüp, istediği rakamı elde etmenin yolunu bulan bir zihniyet bize ekonomide şaha kalktığımızı anlatıyor.
Hayatın şu garip cilvesine bakın ki, enflasyon soğuk havalardan meydana gelirken, insanların insani ihtiyaçlarını karşılayamaması için de her türlü istatistik oyunu ve satın alma gücünü düşürecek hamle yapılıyor.
Peki tüm bunlar enflasyonu düşürüyor mu? Hayır; sadece fakirleşmenin boyutunu arttırıyor. Bu nedenle de 81 ilde aşevleri ile vatandaşlık adı altında yoksulluk maaşı telaffuz ediliyor. Her taraftan sıkıştırdığınız insanların durumu ne oluyor?
BDDK verilerine göre kredi kartlarındaki takip oranı 5 yılın zirvesine çıkıyor. Yani Milletçe takipteyiz. Fakat takip en azından bir farkındalığı gerektirir değil mi? Hayır işin bu tarafına hiç gelinmiyor.
Herkesin gözü önünde borçlandırıldık, sonra borcunu ödeyemez hale gelince kredi teklifiyle dibe itildi. Ardından gelirimiz kısılırken, giderimiz arttırıldı. İşin sonunda icralık olduk. Yeni yapılandırmaya gidip, daha yüksek borcun altına itildik. Ve çıkmaz sokağa gelince de takibe alındık. Ne güzel memleket ekonomisi değil mi? İçinde her türlü oyun var, sadece insan yok.






