Yılın son ayına girerken, asgari ücret ve enflasyon tartışması üzerinden başlayan gölge tiyatrosu, insanların çaresizlik içinde seyri ile birlikte sürüyor. Kimi komisyon yapısını tartışıyor, kimi zam oranlarını…
Mesele öyle bir boyuta geldi ki, çalışan ile işverenin birlikte çözüm üretebilmesi mümkün değil. Verenin veremeyeceği, alanın ise asla geçinemeyeceği oranlar üzerinden, gerçek olmayan bir enflasyon baz alınarak oluşturulan hedefin etrafında sahte bir oran savaşı yürütülüyor.
Öncelikle asgari ücretin, ortalama ücret haline geldiği, buradaki artık oranlarına bile emeklilerin ulaşamadığı, kısa süre öncesine kadar asgari ücretin üzerinde emekli maaşlarının belirlendiği bir ülkede açlık sınırının neresinde kalınacağı tartışması yapılıyor.
Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman aslında sonda söylenecek sözü baştan söylemiş. “Asgari ücret kimseyi memnun etmeyecek.” Bence işin özünü bu oluşturuyor. Çünkü yüzde 20’lere alıştırılmaya çalışılan insanları yüzde 25 – 30 dilimine bile çekseniz geçinmelerine yetmeyecek.
Bırakın geçmeyi muhtemelen cebe girdiği gün değil, zammın açıklandığı gün açlık sınırının altında kalacak. Madalyonun diğer tarafına baktığınızda ise, üretici enflasyonunun yok sayıldığı, bir yandan kur baskısı altında rekabet gücünü yitiren, diğer tarafta tüketicinin satın alma gücü kalmadığından iç piyasası yok olan bir işverenin de bu yükü kaldırması olanaksız halde.
Mesele iki tarafın çözebileceği sınırı çoktan aştı ve mutlaka planlı bir ekonomik program içerisinde sübvansiyon gerektiren bir yapıya ulaştı. Şayet insanları açlık sınırı etrafında çalıştırmak isterseniz, öncelikle sanayi ve tarım burada daha çok istihdam kaybedecektir.
Bu durum da yüksek ihtimalle zaten yüzde 55’leri aşan hizmet istihdamını baskılayacak, oradaki ücretler de aşağıya çekilecektir. Hizmetler sektörünün de pay dağılımına baktığınızda ağırlığı yazılım gibi katma değer üreten işlerde görmüyorsunuz. Yani o yapıda da problem var.
Tüm bunları alt alta değerlendirirken, bir de emekli ücretlerinin açlık sınırının yarısında olduğu bir ekonomide, insanlar gelecekten de ümidini kesecek, emeklilik de hedef olmaktan çıkacaktır.
Bu durumda da ya çalışmamayı ya da kayıt dışı istihdamı destekleyen, geliri kayıt dışı olan insanların da kayıt dışı harcamalara yöneldiği çarpık bir yapıyı önümüze getirirken, kamunun gelirlerinde de ciddi sapmalar olacaktır. Türkiye enflasyonla mücadele adı altında, insanlara rağmen rakam tutkusuyla görüntü düzeltmeye çalıştı ve anlaşılan o ki çalışmaya da devam edecek. Ama bu durumun sürdürülemez olduğu çok açık gözüküyor.
O zaman ekonomi yönetimi dümeni kırmak, iç piyasayı toparlamak ve insanların gelirlerini artırırken, işvereni de gerçekten desteklemek zorundadır. Aksi takdirde 2026 yılının çok kolay geçmeyeceği bugünden gözüküyor. İşe de açlık sınırını ortalama ücret olmaktan çıkararak başlamamız lazım.






