Son iki seneyi hasarlı bir biçimde tamamlayan, satın alma gücünü tamamen kaybeden ve borçluluk anlamında da sürekliliği sağlamaktan gelir bakımından uzağa düşen vatandaşı 2026 senesinin sonunu göremeyecek ölçüde köşeye sıkıştırıyorlar.
Merkez Bankası’nın Piyasa Katılımcı Anketi’nde bile, yani finansçıların bile beklediği enflasyon yıl sonu için yüzde 23,2 iken, memurundan emeklisine herkese yüzde 20’yi bulmayan, asgari ücretin de yüzde 27 yükseltildiği bir ülkede, şu an zaten resmi açıklamayı bile dikkate alırsanız, yüzde 31’lik yıpranmasının altında kalmış bir tüketici gerçeği var.
Ayrıca yüzde 31’lik enflasyon rakamının da hayatın gerçekleriyle örtüşmediğini biliyoruz. Rakamları nereye koyarsanız koyun, günün sonunda ortama ücret ya da maaş haline gelen rakamların, iyimser açlık seviyesinin altında kaldığı kesin.
100 bin TL’lik yoksulluk sınırının yanından bile geçmiyor. Buna karşılık 2,7 trilyon TL bütçe açığını finanse etmesi beklenen, 2,7 trilyon TL faiz ödemesini karşılaması istenen, yaşayabilecek kadar bile gelirini kaybeden ve kredi, kredi kartı noktasında da ödeme güçlüğüne düşmüş bir tüketici gerçeğimiz var.
Ülkenin ekonomi yönetimi bırakın iktisat politikalarını, ilkokulda öğrendiğimiz dört işlemin bile farkında değil. Çünkü bu matematikle kimsenin bu şartlarda işin içinden çıkabilmesi mümkün gözükmüyor.
Peki geliri yetmeyen insanlar ne yapacak? Doğal olarak kredi kartına ya da ihtiyaç kredisine yönelecek. Orada da bugün itibariyle ihtiyaç kredisi faiz oranları, piyasacıların yüzde 23 enflasyon beklediği ortamda yüzde 50’yi gördü.
Bunun Türkçe tercümesi kredi de kullanma demektir. Elbette insanlar mecbur kalmadıkça borçlanmasın ve borç batağına düşmesin. Ama ekonomi yönetiminin böyle bir kaygısı olmadığı anlaşılıyor.
Çünkü bu hamleleri bile tüketimi düşürmek üzerine kurguluyorlar. Peki geliri yetmeyen, açlık sınırın altında kalan, kredi kartı patlamış, kredilerini ödemekte güçlük çeken, bu maliyetlerle ihtiyaç kredisi kullanma şansı da kalmayan insanlar yılın sonunu nasıl getirecekler?
Ekonomi yönetimi bunun yanıtını vermediği gibi, iğneden ipliğe zam yaparak, aslında bütçe açıklarını ve faiz ödemesini de finanse etmesini bekliyor. Rasyonelleşme diye göreve soyunun isimlerin, bu kadar gerçeklerden uzak bir tavır sergileyip, sonra sonuç bekleyip, bir de sıkılmadan uluslararası piyasalarda kaynak araması akıl alır gibi değil.
Belli ki bu fotoğraf ülkede içinde bulunduğumuz seneyi kayıt dışının arttığı, niteliksiz ürünlerin pazar bulduğu, ekonomik gerekçelerle ailelerin parçalandığı, ödeme zincirinin ciddi anlamda kırılmasının önünün açıldığı bir döneme imza atacak
Bu gerçeklerin farkında olmaksızın ya da umursamaksızın, halin bu ülkede rakam ekonomisi tartışanların, ortaya çıkan kurgulu olduğu gerçeklerle örtüşmediğinden belli olan rakamlardan medet umup, yurtdışında ekonomi anlatmanın nasıl bir mantığı olduğunu çözemedi. Soru şu: Yıl sonu nasıl gelecek? Bu fotoğrafla yılın sonunu bırakın, ortasını bile göremeyiz.






