Son bir yıl içinde kredi kartı ile yapılan alışveriş, bir önceki yılın aynı dönemine göre Temmuz’da yüzde 94 arttı. Bankalararası Kart Merkezi verileri bizi bu fotoğrafı gösterirken, herkesin aklından kayıt dışı ekonomiden kurtulduğumuz geçiyor olabilir.
Şüphesiz bunun memnuniyet verici bir tarafı var. Çünkü böylesi bir veri, aynı zamanda bize kayıtlı ekonomi eğilimimizi gösterir. Ama asıl burada bir çaresizliğin yansıması olduğunu görmek gerekir.
Bugünkü fiyat koşullarında insanların ağırlıklı bir bölümünün fiyat odaklı hareket ettiğini biliyoruz. Esasen bu, sadece bize dair bir tespit değil. Dünyanın her yanındaki tüketicinin göstereceği ilk reaksiyon bu olur.
Nitekim ihracatçının ‘fiyat veremiyoruz’ mesajı içinde, maliyetler kadar, dünya tüketicisinin zorlu koşullarda ‘öncelik fiyat’ beklentisinin büyük payının olduğu da açık. Aynı ürünü daha pahalıya almaktan kaçınma, bu tip ekonomik koşullarda doğal bir reaksiyondur.
Fakat dikkatinizi çekerim ki ‘aynı ürünü’ ibaresi burada kritiktir. Özellikle gelişmiş ekonomilerde tüketiciye kaliteden taviz vererek ürün seçtiremezsiniz. Zaten regülasyonlar da buna izin vermez.
Bu nedenle üretici, ihracatçı, başta Avrupa pazarına mal satarken, ekstra bir zorluk yaşıyor. Lakin bize döndüğümüzde durum biraz karışıyor. Çünkü çaresizlik boyutuna gelen ihtiyaçları karşılama manzarası, büyük ölçüde tıkanmış bir iç piyasada ve gelirin çöktüğü koşullarda kaliteyi ve kayıtlı ekonomiyi de tehdit edecek boyutlara vardı.
Peki alışverişte yüzde 94’lük artış yüksek bir tüketim göstergesi ile bu duruma çelişmiyor mu? Ne yazık ki hayır. Aksine okunması gereken bir resim haline dönüşüyor. Zira nüfusun büyük bir bölümü zaten nitelik aramaktan vazgeçti.
Yüksek tüketim izlenimi ise, adetlerden çok fiyatlardan kaynaklanıyor. Yani ağırlıklı olarak insanlar, gıda başta olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılarken, daha az ürüne, daha çok fiyat ödeyip, bunu da ceplerindeki para yetmediği için kredi kartı ile yapıyorlar.
Bu haliyle kredi kartı ile alışverişlerdeki patlama, bize fakirliğin, çaresizliğin ve önlenemez fiyat yükselişi karşısında eriyen bir alım gücünün en net göstergesi anlamına geliyor. Elbette en az ödenmesi gereken miktarların öncelikli olduğu bir alan üzerinden de okumayı yaptığınızda, daha çok borca batmayı ifade ediyor.
Bir diğer unsur ise kredi kartı ile alışveriş yapanların içinde, hatırı sayılır orandaki esnaf kesimi... Yıllar içinde finansmana ulaşmakta zorluk yaşama şiddeti artan, esnaf da ‘cırt ekonomisi’nden kaçamadı.
Yükselen fiyatlarla birlikte de, bu kısır döngünün önemli bir parçası haline geldi. Rafındaki mal adedi eriyen, ama rafına mal koyma ihtiyacı kaçınılmaz olan tacir de tüketici ile aynı kaderi yaşıyor.
Daha az ürüne, daha çok fiyatı, kredi kartı ile yapıyor. Ticari kartlar elbette var. Ama bu fiyat artışlarında rafın, bu limitlerle dolması mümkün olmadığı için, sermayesi kısıtlı esnaf bireysel kredi kartını daha çok devreye sokuyor.
Özetle cırt ekonomisi, bizi sorunlarımızı yarına öteleyen, eriyen sermayelerle ayakta kalmaya çalışan esnafı ve çaresizce ihtiyaçlarını kredi ile karşılamak zorunda kalan tüketiciyi anlatıyor. Bu mesele Şimşek’in yalanlanan istifa söylentisinden daha önemli. Çünkü bu borçları Şimşek ödemeyecek.
[email protected]






