TÜİK verileri üzerinden ülkede pembe bir tablo çizilmeye, embedded medya ile de Rockefeller’in pembe gazetesi yayınlanmaya devam ediyor. Vatandaş ile ilişkisini tamamen kopartmış ekonomi yönetimi de, bunun üzerinden içte ve dışta ekonomi anlatmayı sürdürüyor.
Bırakın yabancı sermaye çekmeyi, yerli sermayesini ve yatırımcısını bile kaçıran bir ülkede, ülkenin Bakan’ına sefalet endeksini zorlayacak, açlık sınırının altında maaşlarla ilgili düzenleme yapılıp yapılmayacağı soruluyor.
Çalışma Bakanı, emeklileri zaten konu bile etmeyip, asgari ücret düzenlemesi için de zamansız tanımını yapıyor. Üstelik eş zamanlı olarak ekonominin patronu konumundaki Bakan Şimşek de, işlerin rayında gittiğini açıklıyor. Yetinmiyor Merkez Bankası Başkan Yardımcısı da, sahada izine rastlanmayan dezenflasyon sürecinden söz ediyor.
İşler burada da bitmiyor. TÜİK işsizlik rakamlarının çeyreklik bazda yüzde 8,2 açıklarken, eş zamanlı olarak genç nüfusu düşen ülkede, gençlerin yüzde 22,9’unun ne işte ne eğitimde olduğunu satır aralarına gizleyip, bağlantılı medya ile birlikte gençlerin yüzde 79,6’sının işinden, yüzde 54’ünün de maaşından memnun olduğunu duyuruyor.
Aslına bakarsanız, TÜİK temelli verilerle, Merkez Bankası’nın üstlenmediği beklenti anketleriyle en baştan beri söylenen algı düzeltme operasyonu sürdürülüyor. Fakat sokağa baktığınızda aynı fotoğrafı göremiyorsunuz.
Devekuşu Kabare’nin bir oyununda, 80’li yılları anlatırken vatandaşın durumunu tanımlarken kullanılan bir replik vardı. ‘Dert üstü, murat üstü. Yediği önünde, yemediği arkasında’… Aradan geçen bunca yılda sorunlar ve borçluluk daha da ağırlaşmışken, insanları buna inandırmanın yolunu yapıyorlar.
Oysa gerçek şu ki: Çiftçi ayakta duramıyor, esnaf kepenk indiriyor. Sanayici maliyetlerini karşılayamadığı için işten adam çıkartıyor ya da komple faaliyetlerini yurtdışına taşıyor. İşsizlik almış başını giderken, çalışanlar ise yoksulluk sınırının yarısına bile ulaşmayan ücretlerle, açlık sınırının altında asgari ücret örnek gösterilerek köle niyetine çalıştırılıyor.
Emeklinin bırakın geçinmeyi, ev kirasını bile ödeyebilecek bir geliri yokken, borçlanma miktarı her geçen gün artıyor. Çünkü insanların yaşayabilmek için kredi ve kredi kartına muhtaç durumları kemikleşiyor.
Tüm bunlar yaşanırken, holdinglerin ödediği verginin yüzde 11, çalışanların yüzde 100 arttığına dair hesaplar kamuoyuna haber olarak düşüyor. Zaten vergi gelirlerine de baktığınızda, geliri düşen insanların, dolaylı vergiler üzerinden daha çok vergilendirildiği gözle görünür bir gerçek olarak ortada duruyor.
İşsiz zaten yok sayılırken, gençler geleceğe dair umut beslemek yerine, belki de ülkenin dönüşümünü sağlayacak kesim üzerinden yurtdışına akın ediyor. Tüm bunların ortasında da Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, işlerin rayında gittiğinden söz ediyor. Sonuç olarak ya işler rayında gitmiyor ya da Bakan’ın vatandaşa söylemediği bir ray anlayışı var.






