Bu hafta Cuma hutbesinde mevzu tatildi. Türkiye’deki tüm ibadethanelerde eş zamanlı olarak aktarılan söyleme göre tatil yapış tarzımızda büyük sıkıntılar varmış. Söyleme göre ‘bazı tatil organizasyonlarının lüks ve israfın zirveye ulaştığı, nefsani arzu ve isteklerin sınır tanımadığı haller aldığı belirtildi. Böyle bir tatil anlayışının da dinimizde yeri olmadığı söylendi.
Aşırılıkların hiçbir inanç boyutunda yeri olmadığı gibi, aslında etik kurallar içerisinde de hayat bulamadığı bu denli açıkken, acaba bunu eş zamanlı olarak evinden işine gitmeye finansal olarak zorlanan insanlara anlatmak ne kadar anlamlı?
Tatil tercihlerinde köye gitmesi tavsiye edilen insanların, çocuklarına insani gelişmişlik ölçüsünde beslenmek adına gıda alamaması daha anlamlı bir mesele değil mi? Çok büyük bir çoğunluk çocuklarını okutmaya çalışırken, diploma skandalının patladığı bir ülkede hakkaniyetini, liyakati konuşmak daha yerinde olmaz mı?
Kamu yönetiminde bu kadar israf söz konusuyken, dönüp insanların işe gitmek için parasını denkleştiremediği bir ortamda tatilde nereye gideceğini konuşmak abesle iştigal değil midir? Vatandaş kirasını ödeyemiyor, büyük bir çoğunluk açlık sınırının altında maaş alıyor; alın teri birkaç kez kurumasına rağmen hakkını alamıyor ama biz tatilde köye gitmeliyiz öyle mi?
Emek verenin emekli olup, sefalet şartlarında olduğu bir ülkede, toplu taşımalarda dilenci patlamasının yaşandığı koşullarda, insanların gelirini arttırmayanlar tarafından zam ve vergilerle ehliyeti eline alanlarca ezildiği fotoğraf içinde konu tatile mi geldi?
Ülkede tatile çıkabilen insan sayısı bile sınırlı. Çünkü zaten yurtiçi turizm istatistikleri bize gösteriyor ki, seyahat edenlerin sadece küçük bir bölümü otellerde geceleme yapıyor. Bunların da içinde son derece küçük bir azınlığın yapması muhtemel aşırılıklara takılıp, sorduğunda enflasyonun düştüğünü iddia edip, sonra da her ay alacağı kiraya zam yapmak isteyenlerin neden konuşulmadığını da açıklamak gerekmiyor mu?
Bu ülkede her iki emekliden biri en az emekli maaşını alıyor. Ortalama emekli maaşı 20 bin TL bandında geziyor. Her iki çalışandan biri asgari ücrete çalışırken, ortalama maaşlar da 30 bin TL bandında bunuluyor ve ülkede açlık sınırı iyimser araştırmalarla bile 26 bin TL’yi aşmış durumda.
Üstelik bu insanların yıllar içinde borç batağına battığı da açık. Son 23 yılda tüketicinin borcunun 4 trilyon TL’den fazla artmış olması, icra dosyaları sayısının patlaması, bu alanda ailelerin dağılması, aile içi şiddetin, trafikte cinayetlerin yükselmesi Diyanet’in gündemine gelmiyor da tatilde nereye gideceği mi konu ediliyor?
Gerçekten bu ülkede yaşananlar inanılır gibi olmaktan çıktı. Haksızlığın sistematik hale geldiği, hukukun tartışıldığı, hak yemenin uyanıklık olarak nitelendirildiği, hamili kart yakınım ibaresinin işe giriş kriteri olduğu ve insanların büyük bir çoğunluğunun borç batağında ve açlık seviyesinin altında yaşadığı bir ülkede, üç kişinin yaptığı hareket, nasıl hutbe konusu oluyor?
Toplumsal bozulma nedir? İşte tam topun taca atıldığı bu noktadır. Gerisi boş laf.






