Dünyada ülkelerin gelişmişliklerine baktığınızda, elbette ekosistemin önemi büyüktür. Ayrıca buradaki eğitim yaklaşımlarının da inovasyonu beslediği ve ülkelerin refahın artmasına etki ettiğini biliyoruz.
Fakat yine de ortalamalara baktığınızda aslında ülkelerin müreffeh olmasını sağlayacak çözümleri üretenlerin oranı, nüfuslarının yüzde 2’sini geçmez. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye ekonomisinin sürekli kısır döngü içinde boğulduğunu düşünürseniz, temel sorun aynı kalite düzeyindeki insanlarla benzer şeyleri yapıp, farklı sonuçlar beklemenin hayalinde olmasından kaynaklanmaktadır.
Bu nüfus oranı önemlidir, zira dönüştürücü gücüyle hem ülkenin katma değerli ekonomi olmasını sağlarlar; hem de yarattıkları ivmeyle istihdamdan kişi başına düşen gelire kadar birçok başlığa etki ederler.
Günümüzde yaşadığımız sorunlar, sebepleri ve aslında kimlerin imza attığı çok belli. Sürekli bir sığlaşma gölgesinde, işlerin içinden çıkabilmemiz için ise ezberleri bozmamız, kalifiye insan gücünü devre sokmamız ve bunların yeteneklerini teknolojinin gücüyle birleştirmemiz gerekiyor.
Fakat ‘gidersen git’ denilen doktorlarımızın da, nitelikli liselerden mezun olan çocuklarımızın da beyin göçü olarak kaybedildiği bir sürecin ortasında en çok buna kafa yormamız gerektiğini sanırım söylememe gerek yok.
Bir de işin içine üniversite mezunlarını kattığınızda, aslında sorunları çözecek kadroları kaybettiğimiz gözüküyor. TÜİK tarafından yayınlanan Yükseköğretimde Beyin Göçü 2024 araştırmasının sonuçlarına baktığımızda bu yüzde 2’yi kaybettiğimiz çok net gözüküyor.
En yüksek beyin göçü verdiğimiz alanlara bakın. Bültenden aktarayım: “Yüzde 6,7 ile bilişim ve iletişim teknolojileri, yüzde 4,4 ile mühendislik, imalat ve inşaat ve yüzde 2,7 ile doğa bilimleri, matematik ve istatistik oldu.”
Lisans programları açısından tespit edilen detayı da paylaşalım: “Mezunların beyin göçü oranları incelendiğinde, en yüksek beyin göçü oranına sahip lisans programları; yüzde 15 ile moleküler biyoloji ve genetik, yüzde 10,8 ile işletme mühendisliği, yüzde 9,6 ile elektronik mühendisliği, yüzde 9,5 ile matematik mühendisliği ve yüzde 9,4 ile biyomühendislik oldu.”
Her biri birbirinden kıymetli yeni ekonominin yapıtaşları olan bölüm mezunlarının yine araştırmaya yansıyan bir başka özelliği var. Geçtiğimiz sene en yüksek beyin göçüne konu olan mezunlarımızda ilk sırada yüzde 8,3 ile tam burslu eğitim alanlar yer alıyor.
Bu ne demek biliyor musunuz? Ülkenin insan kaynağındaki kaymak tabakayı kaybediyoruz. Yani dönüştürücülerin göçünden söz ediyoruz. Bu gençler tam burslu okuyacak kadar nitelikli olanları temsil ediyor.
Mezunlarımızın yarısı, yüzde 50,3’ü ise üç ülkeye gidiyor. ABD, Almanya ve Birleşik Krallık. Yani daha sonra bize teknoloji satacak olanlara gidiyorlar. Peki soru şu: Dönüştürücünü kaybediyorsan, emekli maaşları ya da asgari ücretin artmasının olanağı var mı?
Günün sonunda bu ülkelerin kişi başına gelir ortalaması 70 bin dolar seviyesinde geziyor. Bizde ise hakiki olmayan rakamları bir kenara koyarsak 7 – 8 bin dolarları gerçek anlamda aşamadık.
Yani kıymetini bilemediğimiz çocuklarımızla üretim yapıp, bize satıyorlar, sonra biz de ‘el alem yapıyor’ sözlerinin gölgesinde, onların yüzde 10’u kadar gelirle yaşamaya çalışıyoruz.






