Lisede bir fizik öğretmenimiz vardı. Sınıfta gürültü ya da ders kaynatma hissettiğinde bir söz sarf ederdi. “Konu yeterince basit, siz de basitleşince hiç çekilmiyor.” Yıllar sonra bu söz emekli maaşları ile ilgili bir yorumda aklıma geldi.
Türkiye’de sefalet bile denilemeyecek maaşlarda yaşam savaşı veren emekliler, öncelikle bu ülkeye adı üzerinde emek verip, prim ödeyerek bu maaşları hak etmiş insanlardır. Bunu akıldan çıkarmamak lazım.
Yani ortada bir iane, lütuf ya da iyilik yoktur. Bu insanların, insani koşullarda ihtiyaçlarını giderecek kadar paraya sahip olmaları ise, en doğal haktır. Sosyal güvenlikte reform yapıldığı söylenerek asgari ücretin üzerindeki maaşlarını, bugün yarısı seviyeye getirmiş olanların, ortadaki talebi görmezlikten gelmesi ise anlaşılır gibi değil.
Bahsettiğimiz maaşlar 10 bin TL gibi, maaş hükmünü yitirmiş, bir tür harçlıktan ibarettir. Bu nedenle çok haklı gerekçelerle, maaş artışı beklentisi vardır. Her fırsatta enflasyon farkı verileceğini söyleyenler, gerçek bir enflasyon oranından bahsetmediklerini bile unutarak, konuyu kapatmaya çalışıyorlar.
Dakikada 37 bin 129 TL harcanarak ülkenin yönetildiği bir mekanın, neredeyse dörtte biri fiyatına insanların bir ay boyunca yaşamasını bekleyenlerin hangi hesabın çıktısı olarak bu tezi savunduklarını anlamak güç.
Fakat mesele sadece maaşla da bitmiyor. Tıpkı fizik öğretmenimizin söylediği seviyeye geldik. Maaş artış taleplerine yönelik bir soruyu yanıtlayan Bakan Işıkhan’ın açıklaması, adına medya denilen mecrada müjde diye sunuldu.
Bakan söylemine göre, emeklilere sahip çıkıldığının göstergesi olarak ve emeklilerin hayatını kolaylaştırmak adına, yazın bir ay boyunca Kredi ve Yurtlar Kurumu bünyesindeki uygun olan yurtlarda ücretsiz kalmaları sağlanacak.
Güler misin, ağlar mısın? Halen akıllarda bir yardım zihniyeti, ulufe dağıtırcasına, hepsi talep etse karşılanamayacağı dahi bilinmesine rağmen, maaşlarında insan gibi yaşayacak artış bekleyenlere verilen bu teklif, hangi bakış açısının eseri?
Türkiye’de çalışanından emeklisine, esnafından çiftçisine, sanayicisinden işsizine kadar her kesime yönelik garip bir bakış açısı oluştu. Herkesin zorlu yaşam koşulları abartılı bulunurken, önce Cumhuriyet tarihinin en yüksek olduğu ifade edilen rakamlardan söz ediliyor, sonra sert çıkılıyor, pabuç pahalı gözükünce de iane mantığı içerisinde durum kotarılmaya çalışılıyor.
Ortaya konulan tavır yeterince rencide edici ve akıl dışı olmakla birlikte, bir aylığına bakmayı teklif ettiğiniz bu insanların ertesi ay ne yiyip, ne içeceğini düşünüyorsunuz? Ekonomi yönetimi bildiğiniz yaşlanan anne babasına bakmayan, güler yüz bile göstermekten imtina eden hayırsız evlatlara döndü.
Belki de para meselesinden önce, bu insani olmayan bakış açısını tartışmamız gerekiyor. Çünkü bu kaybedilince, hiç bir şeyin anlamı kalmıyor.
[email protected]






