Ekonomi yönetimi en kötünün geride kaldığını söylüyor, tüm tartışmalara rağmen TÜİK kendisini dünyanın sayılı güvenilir kurumlarından biri olarak açıklıyor ama dönüp sokağa baktığınızda yapılan araştırmalar durumun hiç de öyle olmadığını ortaya koyuyor.
IPSOS’un son araştırmasına göre Türk insanı geleceğe dair kaygılı... Bunu bir kaygı bozukluğu ile karıştırmayın. Çünkü araştırmanın detaylarına baktığımızda ana kaygı nedeninin ekonomi, onu besleyen faktörün ise enflasyon temelli umutsuzluk olduğunu gösteriyor.
Yani mesele tamamen ekonomik. 29 ülkede yapılan araştırmanın sonuçlarına göre ülkemizde her dört kişiden üçü genel durumdan memnun değil. Her 10 kişinin 6’sını da en büyük sorunun ekonomi olduğunu ifade ediyor. Hatta en çok kaygı duyulan beş konudan üçü enflasyon, işsizlik ve yoksulluk. Üstelik 29 ülke arasında en kaygılı ülke olarak gözüküyor.
Gençlere döndüğünüzde durum daha da düşündürücü hale geliyor. Gençlerin yüzde 80’i ekonomik durumunun kötü olduğunu dile getiriyor. Peki şayet bir ülkede kaygı bu kadar hakim bir duygu ise, herkesi kaygı bozukluğu ile sıfatlandırıp, işin içinden çıkabilir misiniz?
Elbette bu bize ne anlatır? Birincisi ekonomi yönetiminin ve kurumlarının kendi kendilerine övmelerinin hiçbir anlamı olmadığını gösterir. İkincisi varlıkları, söylemleri ve faaliyetleriyle güven vermediğini gösterir.
Üçüncüsü yönetimsel olarak bu ortamın yaratıcısının, ekonomiyi yöneten olduğunu ortaya koyar. Dördüncüsü mücadele anlamında büyük bir zafiyet içerisinde olunduğunu anlatır. Beşincisi kaygılı insanlar, yapılanları onaylamadığını ortaya koyarken, sorunlarının çözüm noktasında karşılık bulmadığı düşüncesini yansıtır.
Peki kaygı neyi getirir? Mutsuzluk... Zaten araştırmanın bulgularında da insanların en büyük beklentisinin huzur ve mutluluk olduğu ortaya koyuluyor. Şayet siz bir takım rakamların duygusuna kapılıp, bunları elde edemediğinizde yaratıyorsanız, ama bunlar vatandaşın gerçekleriyle örtüşmezken, üstüne bir de gelir üzerinden onları rahatlatmayıp, giderlerini arttırmaya devam ediyorsanız kaygı oluşur.
Kaygılı insanlar önce tedirginleşir. Finansal okur yazarlıkları olsa bile paniğe kapılarak ciddi hatalar yapmaya başlarlar. Bu ülkeye getirdiğiniz carry trade kesimine, küçük tasarrufların yem edilmesine zemin hazırlar.
Tasarrufu olmayan, salt geçinmeye çalışan ağırlıklı bölüm ise agresifleşmeye başlar. Toplumsal huzurunuz kaçar. Nitekim bu gün üçüncü sayfa haberlerinin ana haber bülteni haline dönem sunumları da bunun göstergesidir.
İş bununla da bitmez, kırılma anına gelindiğinde tabir yerindeyse kayış atar. Bu noktadan sonra umursamazlık aşamasına geçilir. Artık kimse parası ile ilgilenmemeye, hesapsızca harcama yapmaya, kredilere yüklenmeye, gelecekle ilgili de umut beslememeye yönelir.
Çünkü kaybedecek bir şeyi kalmaz ve çözüm ümidini yitirir. O zaman da zaten ekonomiyi toparlayamazsınız. Bu durumda sizin söylemlerinizin de, kurumlarınızın açıklamalarının da, yetkili kişilerin tavsiyelerinin de anlamı kalmamıştır.
Bu durumda dünyanın en iyi rakamlarını elde ettiğinizi söyleseniz de, hatta bunu gerçekten başarsanız da, ekonomiyi ve toplumu daha büyük bedeller ödeyerek toparlarsınız, o zaman da zaten ulaştığınız güzel noktalar bozulur ve kısır döngü gibi başa dönersiniz.
Şeffaf olmayan toplumlar güvensizlik yaratır. Güvensizlik satın almadan üretime kadar istikrarsızlığı doğurur. Tam o aşamada devlet adamı olmak yerine siyasetçi olmayı tercih ederseniz de işleri içinden çıkılmaz hale getirirsiniz. Kısır döngü gibi aynı sorunları yaşamamızın temel nedeni bu.
Sağlaması mı? Biz daha önce de yüksek enflasyon dönemlerinde yaşadık ve hatta kuyruklara girdik. Ama bu kuyrukların gizli bir yaptırım olduğunu bildiğimiz için kaygımız yoktu ve sakindik. Bugün herkes ortadaki fotoğrafın beceriksizlikten kaynaklandığının farkında. Bu nedenle de kaygılı, umutsuz ve mutsuz.
[email protected]






