Geçinebilmek… Bir ülke düşünün ki G20’de yer alsın ve vatandaşları yıllardır ekonomik olarak yaşam mücadelesi versin. Sizce bu güncel bir durum değilse ve sistematik hale dönmüşse, ortada bir hata yok mudur?
2 binli yılların başına kadar mütevazı ama sıkıntı yaşayan nüfus oranı kısıtlı bir ülkeden, 2 binli yıllarda dünyadaki parasal genişlemeyi arkasına alıp, vatandaşını tüketime ve borca koşturan bir ekonomi yönetimi anlayışıyla borca batıran bir yapı ortaya çıkıldı.
Bugüne geldiğimizde ise geçinebilmeyi artık bir umut haline dönüştürmüş, ayakta kalmaya çalışan ve borç batağında icralık olmamak için mücadele eden insanlar oluşturduk. Ne gariptir ki, insanları 2 binli yıllarda tüketim ekonomisiyle borca batıran da, bugün icralık hale getirip, gelirlerini kısıp, satın alma gücünü kısan da aynı iktidar ve hatta aynı bakan.
Toplamda tek haneli rakamlarda milyar TL’lerde gezen bir borcu olan milleti 20 sene içerisinde 4,5 trilyon TL’ye ulaşan borç yapısıyla icralık eden bir yaklaşım halen çıkmış ekonomide işlerin yolunda olduğundan, TBMM’de verilen soru önergelerine yanıtında da yoksulluğu bitirmekten bahsedebiliyor.
Daha dramatik olanı ise memurlara yapılan son zam teklifleri… İlk altı al için yüzde 11, ikinci altı ay için yüzde 7, toplamda yüzde 20’lere tekabül eden gelir artışları, emeklisinden asgari ücretlisine kadar tepe noktayı da çizen bir yaklaşımla beraber, zor bir 2026’ın habercisi niteliğinde.
Enflasyon rakamlarından faiz oranlarına, gelir/gider dengesinden döviz kurlarına kadar gerçeklikle ilgisini yitirmiş bir fotoğrafı gerekçe gösterip, insanların satın alma gücünü tamamen yok ederek, borç ödeme kabiliyetlerini de ortadan kaldıran ekonomi yönetimi, ‘sabır’ kelimesini dilinden düşürmezken, verdiği bütçe açıklarıyla da israfın simgesi haline gelip, tarihi rekorlara, ama olumsuz yönde imza atıyor.
Durum gerçekten sorunlu. İcra dosyalarındaki sayısal artış da bunu net bir biçimde gösteriyor. Adalet Bakanlığı İcra İflas istatistikleri, 20 Ağustos 2025 ile biten haftada icraya konu dosya sayısının 24,5 milyona yaklaştığını ortaya koyuyor.
Üstelik yılbaşından bu yana 2 milyon 185 bin adet dosyanın da eklendiği bilgisine yer vererek. Bunlar artık hukuka yansıyan boyut. Bir de borcu borçla çevirerek, henüz hukuka gitme aşamasına gelmemiş ama sınırlarda geçen milyonca dosya potansiyeline sahip borç var.
Mesele borçla da bitmiyor ki... Bu kadar borç, aynı zamanda o oranda alacağın da tahsil edilemediğini, bireylerin ya da tüzen kişilerin nakit akış dengesine darbe vurarak, potansiyel sorunlu borçlu haline dönmesini sağlayacak zemini oluşturuyor.
Ekonomi yönetimi hamasetle, algıyla, rakamlarla ekonomi anlatacağına, bu gerçeklerle yüzleşerek gerçekçi çözümler bulmak durumunda. Ümidin var mı diye sorarsanız, yok. Neden? İşsizleri yok sayan, onu da rakam bazında gösteren, aslında atıl iş gücü üzerinden yeni sorunlu alacaklar riskini bile görmeyen bakış açısıyla ve bilinen sözde de vurgulandığı gibi sorunların, yaratanlar tarafından çözülmesinin zor olduğu gerçeğiyle meseleye bakarsak içinden çıkmak zor. Ciddi bir zihniyet, bakış açısı ve uygulama değişikliği gerekiyor.






