Ekonomi yönetiminin son açıklamaları, hatta yılın son enflasyon raporu ve sonrasında verilen mesajlara baktığınızda açıkça ‘idare edin’ mesajını görüyorsunuz. Buna Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki konuşmasında yer alan ‘hayat pahalılığı olduğunu’ kabul eden yaklaşımını da eklediğimizde ortada bir görmeme sorunu olmadığını anlıyoruz.
Açıkça vatandaşın yaşadığı perişanlığın farkında olduklarını belirtip, insanlardan dayanmasına dair beklentilerini paylaşıyorlar. Bir ailenin İstanbul’da minimum yaşama maliyetinin İPA verilerine göre 100 bin TL’yi aştığı, ama çoğu haneye bu paranın yakınından bile geçmeyen rakamların girdiğini düşünürseniz, ortada taammüden bir eylem olduğunu görüyorsunuz.
Şimşek’in Komisyon’da yüzde 85 enflasyonu nasıl düşürdüklerini övünerek anlattığı, bu arada itiraf ettiği yıl TÜİK’in yüzde 67’lerde enflasyon açıkladığını, asgari ücrete yüzde 50’lerde zam verildiğini nasıl göz ardı edebileceğiz?
Açıkça ortadaki durumun farkında olduklarını, bilerek ya da bilmeyerek söylüyorlar. O zaman yine hedef enflasyon üzerinden zam vermeye hazırlandıkları insanlara bakalım. Enflasyon raporuna bakarsanız, hedefin yüzde 16 olduğunu, zam oranlarının da yüzde 20’yi geçmeyeceğini görürsünüz.
Peki bu şartlar altında kamunun neden yeniden değerleme oranında taban yüzde 25’ten başlıyor? Ülkede yine TÜİK verilerine göre, hane nüfusumuz 3,3 kişiye düşmüşken, ortalamada şanslıyla bir ailede iki kişiden fazlasının geliri olması mümkün değil.
Şanslıysa diyorum, ebeveynlerin ikisinin de çalıştığını dikkate alıyorum. İşsizlik rakamlarını atıl iş gücü üzerinden okuduğunuzda, hatta buna kadın istihdam oranındaki düşük seviyeyi de eklediğinizde bunun çok mümkün olmadığını görüyorsunuz.
Yine de diyelim ki hanede iki kişinin geliri var. Bunlara da yüzde 20’lik zamlar yapıldı. Asgari ücretliyse, ki iki kişiden biri bu durumda, 27 bin TL’yi aşmayacak bir rakamdan söz ediyoruz ve iki kişiyle hane geliri tüm 2026 yılı için 54 bin TL demektir. Yani yoksulluk sınırının yarısı. Tek bir ücret de açlık sınırının altı. O da bugünkü rakamlarla…
Ortalama ücretin gerçekte 30 – 35 bin TL diliminde olduğunu varsayalım. Hadi üst dilimi esas alalım. Bu da tüm yılı 42 bin TL ile, iki kişi çalışıyorsa 84 bin TL hane halkı geliriyle geçirmeye mahkum ettiğiniz anlamına gelir. Daha yıl bitmeden yoksulluk sınırı 100 bin TL civarında…
Dönelim emekliye… En düşük emekli maaşından meseleyi hesaplasanız, onların yüzde 20 değil, ortalama yüzde 15 civarında zam göreceğini düşünseniz yuvarlak hesap 20 bin TL yapar. Evde iki emekli varsa 40 bin TL tüm 2026 yılı için demektir.
Ortalama emekli maaşının 20 bin TL olduğunu kabul etseniz, bu da zamla birlikte 23 bin TL yapar ki iki kişi yine 46 bin TL’yi ancak bulur. Bütün bu rakamların, yaşam maliyetleri karşısında yetersiz olduğunu ayrıca anlatmaya gerek yok sanırım. Buradan ne geçim çıkar, ne düzelmiş bir ekonomi. Buradan çıksa çıksa sefalet ve kayıt dışı sonucuna ulaşırsınız.






