Son dönem hayatımızda ekonomi adına rutin haline gelen iki haber var. Birincisi Turmp’un olur olmaz vergilendirmeleriyle, dünya ekonomisinde yarattığı tartışmalar, ikincisi de Mehmet Şimşek’in sürekli mercek altına aldığı adresler…
Göreve başladığınızda para bulma ümidi ile buralara pek de bakmayan, ama kaynak arayışında umduğunu bulamadıkça, dönüp vatandaşından reel sektörüne iç kaynakları zorlayan yapısıyla ve elbette her veri sonrası çıkıp, nasıl başarı elde edildiğini anlatmasıyla, kimse göremese de son dereme Şimşek damga vurdu.
Bu yolculukta fırsatçılardan stokçulara, kara borsacılardan marketlere, düğünlerden kuyumculara, asgari ücretliden ifenomenlerine kadar mercek altına almadığı kimse kalmadı.
Aslında haksızlık etmeyelim, görmezden geldikleri var. Mesela ilk beşte sayılan bazı iş insanlarını, her proje adı altında yapılan inşaattan, daha makette ev toplayanları, kaynağını toplamak noktasına görmüyor.
Hadi iyi niyetli düşünelim, belki de sıra gelmiyordur. Kamuda tasarruf deyip, memurların servisiyle yetinen, gizli ev sahiplerinin peşine düşeyim derken binlerce boşanmış kadının yüreğini ağzına getiren Şimşek, nedense sadece görmek istediklerini görüyor.
Bilmeyenler için hatırlatayım. Banka takipte yapay zekâyı devreye sokan ve bununla da övünmekten geri kalmayan Bakanlık, sistematik para yatıyor ve gizli ev sahibi olduğu kanaatiyle insanları Gelir İdaresi’ne çağırdı.
Fakat yazılımın ‘diğer’ bölümünü iyi analiz etmediği için, her ay düzenli nafaka alan boşanmış kadınları da kapsam altına aldı. Neyse ki olay çok büyümeden çözüldü ama, işin ne kadar toptancı yaklaşımlarla yapıldığının da net bir kanıtı oldu.
Son olarak lüks yaşamı mercek altına aldı. Aslında prensipte bence doğru bir yaklaşım. Gelirinin çok üzerinde harcama olanları inceleyecek. Kesinlikle doğru da, bulduktan sonra ne yapacak o önemli. Çünkü burada adaletin çıtası sana bana göre şekillenirse durum doğru olmaktan çıkıyor.
Tıpkı kuyumculara, doktorlara, emlakçı ve galericilere yıllık harç getirilmeye hazırlanılması gibi. Vergilendirmede böyle toptancı bir bakış açısına sahip olamazsınız. Bağdat Caddesi’nde emlakçılık yapan ile Beylikdüzü’ndeki aynı mı? Kapalıçarşı’daki bir kuyumcu ile, Gültepe’deki esnafın iş hacmi aynı mı ki siz eşit harç koymaktan söz ediyorsunuz?
Belli ki bu günübirlik para toplama telaşının sonu gelmeyecek. Sağlıklı bir program ve sistem kurmak yerine, böyle bulduğundan para toplamaya kalkar, onu da sahanın gerçeklerine yabancı bir biçimde oturduğunuz yerden yaparsanız, elde edeceğiniz tek çıktı, daha büyük kayıt dışı ekonomidir. Bunu finans şirketlerinde öğretmezler, esnaflık bilmek lazım, ama o da Şimşek’de yok.
Peki tüm bu gürültünün arasında mercek tutulmayan kim kaldı? Emeklisi, işsiz, sabit ve dar gelirliler. Hatta bu listeye son dönemde ‘halin ne’ denilmeyen çiftçisi, sanayicisi de eklendi. Yani sözün özü şu: Yalan yanlış herkese tutulan o mercek bir tek vatandaşı göremedi.






