Enflasyon artmasın diye, ücretlere ya da emekli maaşlara zam yapılmaması gerektiğini söyleyen ekonomi yönetimi iş, giderlerin arttırılması aşamasına gelince gayet cesur davranıyor.
Yaza başlarken doğalgaz ile başlattığı hamlesini, otomobilde ÖTV ile sürdüren, bunun enflasyona etkisi olup olmayacağı sorulduğunda da, meseleyi ithalatı önleyip cari açık ile mücadele noktasına getiren zihniyetin bu işi daha ne kadar halının altını süpürebileceğini gerçekten merak ediyorum.
Yüzde 70 ile yüzde 220 oranında arttırılan ÖTV, elektrikli araçlarda bile yüzde 10’dan yüzde 25’e çıkarılıyor; ama tüm bunlar cari açık ile mücadele kapsamında değerlendiriliyor öyle mi? Peki zaten kredi mekanizması bitmiş bir birinci el pazarında, bu durumun ikinci el piyasasına fiyat artışı olarak yansıyacağını, bunun da enflasyonu yukarı doğru iteleyen faktörlerden biri halini görmüyorlar mı?
Enflasyonu nasılsa ayarlıyoruz değil mi? Ama vatandaşın sahada yaşadığı enflasyonu yukarı yönlü iteceği, tıpkı kiralık ev bulamadığı gibi, ikinci el araçlara da ulaşamayacağını konuşmak istemiyorlar. Tıpkı ulaştırma giderlerine gelen zammın, sanki bizimle ve enflasyonla ilgisi yokmuş gibi davranmalarına benziyor.
Tüm bunların sonucunda ne oluyor? Vatandaş finansal olarak batıyor. Yetişemedikçe ve krediye, kredi kartına yüklendikçe de, geliri eşdeğerde artmadığı için ödeme güçlüğüne giriyor.
Sonra ne yapıyorlar? 48 aya kadar borçları taksitlendirme olanağı sunup, bunu da müjde diye anlatıyorlar. Fakat faiziyle birlikte kat be kat artan borcun, özellikle taksitlerinin nasıl ödeneceğini, bunlar ödenirken, zaten rutin maaş bile giderlere yetişmezken, hem taksit hem yaşam kurgusunun nasıl sürdürüleceğini anlatmıyorlar.
Çünkü temelde problem artan giderler karşısında, yok tanımına uygun hale gelen gelirlerden ya da gelirsizlikten kaynaklanıyor. Sadece kısa bir süre insanları icradan kurtarmak, sorunlarını çözdüğünüz değil, ortaya koyduğunuz yönteme bakılırsa, daha çok borca batırdığınız anlamına geliyor.
Otomobil örnekti. Doğalgaz zamları misaldi. Gıdadan ulaştırmaya, kiradan giyime kadar giderlerine yetişemeyen vatandaşın, eylül itibariyle okul masrafı, enerji masrafı gibi bir dizi gider artışına muhatap olacağı, bu sırada kâğıt üzerinde düşürülen enflasyonun, sahada şiddetli bir biçimde yaşamaya devam edeceği, sene sonunu getirmek olanaksız hale gelmişken, sene başında da 2026 sonu enflasyonu hedeflenerek, yüzde 15 civarı bir artışla giderilme ihtimalini gerçekçi buluyor musunuz?
Bence konu tamamen kontrolden çıktı. Neden mi? Düşünün ani bir seçime gitsek ve ekonomi yönetimi de seçim ekonomisi uygulayarak hatırı sayılır oranlarda zamlar yapsa ne yapacak? Yüzde 100 zam verseniz, emekli maaşı 33 bin TL, asgari ücret de 45 bin TL yapıyor. Yani bugün itibariyle gerçekleşen yoksulluk sınırının yarısı.
İşte bu tablo hem kredi batağının, hem de ekonomide işin raydan çıktığının en açık kanıtı.






