Herkesin hayalidir bir ev sahibi olmak. Hatta bizde ‘dünyada mekan, ahirette iman’ diyerek, toplum içindeki önemi de ortaya konulmuştur. Son dönemde ise bırakın konut sahibi olmayı, insanların kiralarını bile karşılayamayacağı rakamlarla muhatap olduğunu görüyoruz.
İşte bu koşullar altında sosyal konut adı altında bir proje ortaya atıldı. Bakmayın; asrın projesi gibi söylemlere... Zaten bir ülkede konut asrın projesi diye satılıyorsa, anlayın ki o ülkenin ekonomisinin içi boş ve vizyondan yoksundur.
Tüm bunları bir kenara koyarak meseleyi mercek altına alırsak; ortaya çıkan durum şu: Aslında ucuz olduğu söylenen, son derece pahalı evleri, geliri en fazla 18 bin TL’nin altında olan, yani yoksulluk sınırının altında yaşayan insanlara, gelirinin üçte bir taksitiyle ödeyebilecekleri bir sistem kurmak.
Elbette burada küçük bir ayrıntı var. Mesela bir evde tek çalışan varsa ve geliri 7 bin TL civarındaysa ne olacak? Rakam olarak o da 18 bin ya da 16 bin TL’nin altında çalışıyor? Türkiye’de her iki kişiden birinin bu durumda olduğunu düşünürsek durum çetrefilleşiyor.
Aylık ödemelere baktığınızda ise sürekli artacak olması, muhtemelen maaşların bu kadar yükselmeyeceği gerçeği ve borç bitmeden de evin satılamayacağının bizzat Bakan tarafından söylenmesinin olası sonuçları var.
Öncelikle bu taksitleri, bu gelir seviyesindeki insanların 20 sene boyunca ödeyebilmesi çok güç. Zira taksitlerin ödenebilir kalması ya da sabitlenmesi için yapılmış evlerin satılıyor olması lazım. Şayet evler, toplanacak paralara güvenerek yapılıyorsa, orada taksitler maliyetlerin tetiklemesiyle gelecek ara ödemelerle yetişilemez bir hal alır.
Muhtemelen bu filmin sonunda taksitlerini ödeyemediği için, ödeme güçlüğüne düşen ve parası da, aldığı ev de elinden giden, borcu da üzerine kalan insanlara şahit olacağız. Ev taksitine giren, elden çıkarıp borcunu da ödeyemeyeceği için, muhtemel yapan firma bu evlere alacaklarına mahsuben el koyacak. Ödenen para yanarken, evler açık arttırmayla yok pahasına satılıp, borçtan düşecek, geri kalan ödeme de insanlardan istenecek.
Peki ödemenin sürdürülebilmesi için ne yapmak lazım? Aslında bu gelir koşullarında başvuranlar dahil kimse bunu bilmiyor. İşini kaybederse zaten film kopar. Ama kaybetmez ve ödeyemezse ne olacak? Bu soru Bakan’a sorulduğunda mucizevi bir yanıt verdi:
“Vatandaşımız biraz dişini sıkarak, biraz eşinden, dostundan borç alarak, biraz ek mesai yaparak bu bedeli karşılayabilir.” Geçinemeyen insanlara dişini sıkma tavsiyesi akıl alır gibi değil. Zaten yoksulluk sınırının altında yaşıyor; nereden kısacak? Borç alınacak eş dost kalmadığının farkında olmayan Bakan, bir de herkes iş bulabiliyormuş gibi ek iş önerisinde bulunuyor. Gerçekten inanılmaz.
Bu durumda geriye iki seçenek kalıyor. Vatandaş ya kalan borcuna razı olup, parasını yakıp evin alacaklı tarafından elden çıkarılmasına razı olacak ya da gidip bankadan kredi çekerek borçlarını kapatmaya uğraşacak. Hangi ortamda?
Tüketici Birliği Federasyonu’nun borçların kırmızı alarm verdiğine ilişkin açıklama yaptığı ve hem yasal takip için öteleme, hem de Merkez Bankası faizinden yapılandırma ihtiyacına dikkat çektiği koşullarda…
Şimdiden söyleyeyim bu işten çok dram hikayesi çıkar. Neden? Şayet bir proje önü arkası düşünülmeden, seçim kaygısıyla ortaya atılmışsa sapmaları da, mağduriyetleri de büyük olur. 300 bin konut mağdurunun ortada olduğu ve sorunlarının çözülmediği bir iklimde, şimdi yeni mağduriyetlere kapı açıyoruz. Hem de Bakan tavsiyesiyle: Sıkın dişinizi…
[email protected]






