Türkiye nüfusunun neredeyse dörtte birinin yaşadığı İstanbul, vatandaşın ekonomisinin ölçülebilmesi adına önemli bir göstergedir. Gerek demografik dağılımı, gerekse şehrin yarattığı ekonominin ağırlığı nedeniyle, burada yaşananların, ülkenin farklı yerlerinde gelir / gider dengesi içinde okunduğunda aynı olduğunu anlarsınız.
Bu nedenle İstanbullu’nun yaşadığı manzaraya iyi bakmak gerekiyor. İstanbul Planlama Ajansı tarafından gerçekleştirilen İstanbul Barometresi Araştırması’nın Temmuz ayı sonuçları vatandaşın fakirliğin ötesine geçerek artık boğazından kestiğini çok net bir biçimde ortaya koydu.
Araştırmaya katılanların yüzde 51’den fazlası, maddi yetersizlik nedeniyle gıdalardan mahrum kaldığını ifade ederken, yüzde 41,8’i gıdaya ulaşımda endişe yaşadığını söyledi. Dikkatinizi çekerim gıda yokluğundan değil, maddi yoksunluktan kaynaklanan bir problemden söz ediyoruz.
Bir bulgu daha var ki çok okunması gerekenlerden bir diğeri…Yeterli gıdaya ulaşamadığı için porsiyonlarını küçülttüğünü söyleyenlerin oranı yüzde 41. Gelir kurgusunda zaten büyük bir bozulma var. Ama daha önce güvendiği kredi kartlarında da sıkıntının büyüdüğü gözleniyor.
Yüzde 33,6’sı kredi kartının sadece en az ödenmesi gereken ile borcunu döndürüyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Her ay faizini üstlenerek yeni borç alıyor anlamına gelir. Çünkü en az ödenmesi gereken, kalanın sabitlendiği bir borç değil. Kalan miktar yeni kredi kullanımı gibi faiziyle size yazılır.
Kıt kanaat geçindiğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 40. Diyebilirsiniz ki, diğerleri iyi durumda mı? Hayır bunlar limitlerin altına düşmüş ve ayı döndürmekte zorlandığı net olarak ortaya çıkanlar. Ayrıca ödeme problemi nedeniyle hukuka yansıyan dosyaların patladığını da düşünürseniz, oranın küçümsenmeyecek düzeyde olduğunu görürsünüz.
İstanbul gibi bir şehirde bu oran, neredeyse 8 milyon insana karşılık gelir. Tüm bunlar bize anlatıyor ki, insanlar büyük bir fakru zaruret içinde yaşamları idame ettiriyorlar. Ayrıca Temmuz ayı sonuçları olduğunu da tekrar hatırlatayım.
Buna eylül ile birlikte enerjiden okula kadar yeni giderlerin ekleneceğini düşünürseniz, sofradaki porsiyonların biraz daha azalacağını anlamak kolay oluyor. Zira gelir tarafında bir artış görülmüyor.
Hedeflenen enflasyon üzerinden maaş artışı verilen, ama giderleri önlenemez düzeyde artan, yaşam kaliteleri bozulan, aşırı borçlu insanlara, şimdi bir de düştüğü algıyla ispatlanmayan çalışılan, bu sayede de yıl sonunda yüzde 14 maaş artışıyla masaya oturtulması hedeflenen kişiler gözüyle bakmanız gerekiyor.
Ekonomi yönetiminin bir an önce salt rakam tutkusundan kurtulup, rakamların, verilerin gerçeğiyle yüzleşip, tıkanmış insanların rahatlatılması için gerçekçi ekonomi programları yapmasına ihtiyaç var. Yoksa bu haliyle mesele tam bir tıkanma noktasına doğru gidiyor ve işler telafi edilemez noktada tamamen içinden çıkılamayacak ve büyük ölçüde faturanın arttığı bir hal alacak.






