Bu memleketin insanı gerçekten çok çalışkan. Bu sözü ironi olsun diye söylemiyorum. Tersi görüşlere de katılmıyorum. Gerçekten işini sever, hakkını alır ve değer görürse, bu memleketin insanlarının fedakârlığı inanılmaz boyutlara ulaşabiliyor.
Fakat insani olmayan şartlarda çalıştırmayı düstur haline getirdiyseniz, eline açlık sınırının altında para verirseniz, sosyal haklarını her geçen sene kısıtlarsanız, en önemlisi değersiz hissettirirseniz, sadece bizde değil, dünyanın hiçbir yerinde o insanların çalışma performansından söz edemezsiniz.
Teşbihte hata olmazmış, bir tarladan bile verim almak için, toprağına bakıp, gübresini atmanız, belki dinlendirmeniz, ona şefkatli davranmanız gerekir değil mi? Söz konusu olan bir insansa tüm bunlardan daha fazlasını yapmanız gerekmez mi?
Fakat ne yazık ki bu ülkede en az değer verilen şey insan. Eğitirken de çalışırken de, bir mesele tartışılırken de hep en son sıraya koyuyoruz. Öyle bir fotoğraftayız ki insanlar akla ya tüketirken ya da bir kamusal sorumluluğu yerine getirirken geliyor.
Siz konuya böyle yaklaştığınızda da, elbette savunma içgüdüsüne kapılan insanın yapısını, etiğini bozuyorsunuz. Yani toplumda memnun olmadığınız bir fotoğraf varsa, önce dönüp tarlaya ne ektiğine bakın.
Çok basit bir örnek vereyim. Tatil… Bu ülkede çalışan insanların tatile gitme hakkı var mı? Kanunen son derece sarih bir konudan bahsediyoruz. Ama uygulamaya geçtiğinizde kanundaki karşılığı kadar izin yapabilen insan sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır.
Tatile çıkan kişiye vatana ihanet etmiş gibi davranıyoruz. Oysa bu insani bir ihtiyaç olduğu kadar iktisadi bir karşılığı da olan kavramdır. Eğer çalışmaya devam ediyorsanız, tatil hakkınızı para karşılığı devredemezsiniz. En azından etmemelisiniz.
Niye? Çünkü bu bir çalışma, performans ve verimlilik hesabının ürünüdür. İnsanların izin yaparak, çalışma hayatındaki verimliliği hesaplanarak belirlenmiş tarihleri bile tırpanlamaya kalkıyorsanız o ülkeden marka da çıkmaz, güçlü bir ekonomi de oluşmaz.
Hadi diyelim ki tüm hakları ve yükümlülükleri uyan bir yapıya denk geldik. Yetmez… Bu insanların aynı zamanda o izin dönemini, tercihleri doğrultusunda tatil yaparak geçebileceği olanaklara sahip olması gerekir.
Oysa biz ulaştırma istatistikleri yurtiçi turizm hareketi gibi görüp, yani iç turist makyajlayarak bile samimiyetsizliğimizi ortaya koyuyoruz. Konaklama oranlarından bu insanların iç turist olmadığı çok net bir biçimde gün yüzüne çıkıyor. Ama dert turist sayısını arttırmak olunca, yine insanı rakama kurban ediyoruz.
Türkiye’de insanlar bu kadar ekonomik sorun yaşarken, sizce sıra tatile geliyor mu? İktidar partisinin, AKP’nin Eylül ayı turizm raporu bile gerçeği ortaya koyuyor. Düşük gelirli hanelerde tatil yapamama oranı yüzde 81. Toplumun ise yüzde 65,6’sı tatil yapamıyor.
Bu ne demek biliyor musunuz? Asla dinlendirmediğiniz ve açlık seviyesi ile biraz üstünde yaşamayı hak gördüğünüz insanlardan üretmesini bekleme hayalciliği içindesiniz. Yoksa elbette insani olarak tatil herkesin hakkıdır.
Ama makinelerinin verimsizliğini tartışanların, çalışanlarına makineleri kadar bile değer vermemesi, bir ülkenin verimsizliğine neden olan en net örnektir. Buradan da güçlü, mutlu ve müreffeh bir ülke çıkmaz.






