Beklentilerin düştüğünü haberleriyle kamuoyuna duyurulan Merkez Bankası’nın enflasyon beklenti anketinde, daralmadan umutsuzluğa kadar bir dizi problemin ayak izleri duruyor. Her ne kadar Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bunu dezenflasyon sürecinin yolunda gittiğine dair işaret olarak yorumlasa da durum çok da öyle değil. Öncelikle ortada gezen oranların gerçekliği bile tartışmalı. Siz bir ülkede üreticiye maliyetlerini yansıtmaması konusunda dolaylı yoldan da olsa baskı kuruyorsanız, o ülkedeki tüketici enflasyonu da gerçeği yansıtmaz. Ayrıca düştüğü söylenen beklentilerde artış yönünde olan kalemlerine baktığınız gıda ve enerji geliyor. İkisinin arttığı bir fotoğraf içerisinde sadece üç kaleme giderleri düşmüş bir hane halkının yaşam maliyetleri nasıl azabilir? Yine ilginç bir detay var. Beklenti düştü algısına karşılık dolar kurunda yükseliş öngören bir hanehalkı, bunun enflasyondan yaşam maliyetlerine kadar etki edeceğinin farkında olmayabilir mi? Belki bundan 10 sene önce olsa, belki de diyebileceğimiz bu başlığın herkesin ekonomiye odaklandığı bir süreçte ihtimali bile olmadığını düşünüyorum. Peki 12 ay sonra düşeceği söylenen enflasyon ne? 12 ay sonra yaklaşım yüzde 45 olmasına dair öngörüler bayram havasında sunuluyor. Bence vatandaş enflasyon rakamından çoktan umudunu kesti. Çünkü bu maliyetin tazmin edilmediği bir ortamda yaşam şansı kalmadığının ve tüketimi derinleşen yoksunluk seviyesinde yaşayacağının ekonomi yönetiminden daha çok farkında. Bir an için tam tersini düşünüp, açıklanan enflasyon rakamını inandırıcı bulan bir hanehalkı olduğunu varsayalım. O zaman da sene sonunu yüzde 30’lar civarında taşıyacağı belirtilen, hatta hedefine bakılırsa yüzde 26 gibi toparlayacağına inanan bir ekonomi yönetimine karşı, yüzde 100 sapma yaşanacağı mesajını veren bir vatandaş fotoğrafını da mı göremiyorsunuz? Bence ekonomi yönetimi tüketiciyi, yurttaşı, hane halkını algı üzerinden ayakta uyuttuğu zannediyor; ama vatandaş meselenin o kadar farkında ki, sadece ayakta uyuyanların kendisini nasıl kandırmaya çalıştığını izlemekle yetiniyor. Çarşıya pazara çıkamayan, tesadüfi reel sektör ziyareti yapamayan, basının karşısına geçip iki soru yanıtlayamayan, bir sosyal medya arkadaşı gibi, sürekli ileti paylaşım ekonomi yorumlayan bir bakış açısının hiç kimseyi ikna etme şansı bulunmuyor. Zira vatandaş çiftçisinden sanayicisine, esnafından işçisine, öğrencisinden emeklisine, işsizinden çalışanına kadar iliklerine kadar meseleyi hissetmiyor; bizzat yaşıyor. Ortaya konulan masalın da çoktan kabak tadı verdiğini her fırsatta haykırıyor. Ekonomi yönetimi neyin peşinde bilmiyorum. Ama bu bakış açısıyla da, bu söylem türüyle de, bu eylem fotoğrafıyla sonuç alması mümkün değil. Bu işin tek çıktısı artan faturalarımız ve yaşamın karşılanamaz maliyetidir.






