Ekonomi yönetimi çizdiği pembe tabloların gölgesinde vatandaşa yüklenmeye devam ediyor. Nasreddin Hoca fıkrası gibi sürekli bir kazanın doğuracağı inancı içerisinde, vaatlerle, temennilerle günü kurtarmaya çalışıyor.
Fakat tüm bunlar yaşanırken, sokaktaki açmazı, evlerdeki fakirliği, fabrikalardaki, atölyelerdeki, tarladaki, dükkanlardaki dramı görmezlikten gelip, bir de üzerine daha çok yüklenecek hamleler yapıyor. Peki ya kazan ölürse...
Yani kağıt üzerinde her şeyi, gelişmiş bir ekonomide yaşanıyormuş gibi kurgulayıp, ona göre vergilendirip, buna göre kemer sıkıp, zaman zaman kantarın topuzu kaçtığında sabır dileyip yönetmeye çalışırken ya bilgisayar çökerse...
Bunu hesaba katıyorlar mı emin değilim, ama buna çok yakın olduğumuzu görüyorum. Geçinmeye değil, karnını doyurmaya gücü kalmamış, üretmeye değil, istihdam yaratmaya ya da pazar bulmaya değil, giderlerini karşılamak adına takati bitmiş bir reel sektöre daha ne kadar yüklenebilirsiniz?
Diyelim ki bunu göze alan bir ekonomi yönetimi var. Peki B planı söz konusu mu? Her geçen gün artan yaşam maliyetleri ortadayken, istatistiklere dayandırılmış, onlar da speküle edilmiş bir ekonomi yönetimi zihniyetiyle nereye gidiyoruz?
Gerçek şu ki, işvereninden çalışanına, emeklisinden öğrencisine, esnafından çiftçisine hiç kimsenin bu gemiyi yüzdürecek mecali kalmadı. Bu tam da insanları rahatlatarak, yarına olan yolculuğu devam ettirme aşamasıdır.
Lakin pandemide yaptıklarının aynısını yapıyorlar. O süreçte hatırlayanlar olacaktır, hesapsız para basılmasına karşı çıkanlardan biri olan ben, “Eğer bir gün karşılıksız para basacaksanız, o bugün” diye yazmıştım.
Ama tüm dünya vatandaşlarına, küçük işletmelerine karşılıksız para dağıtırken bizim yönetim ne yaptı? İşverenlere işsizlik fonundan destek verip, pandemi sonrası da bunu yerine koymadı. İnsanlara destek vermek yerine kredi önerdi.
Nitekim tüketicinin kredi patlamasının o dönemde dramatik ölçüde arttığı zaten rakamlara yansıyan bir gerçek. Şimdi geldiğimiz yeni fazda bu olanak da kalmadı. Geliri tamamen erimiş, baz etkisiyle düşeceği söylenen enflasyona inat, satın alma gücünü günlük olarak yitirmeye devam eden, borca batmış insanlara, bir de kamu eliyle yapılan zamlar ve vergilerle yaşam alanı bırakmıyorlar.
Ne yazık ki burada da korkulan oluyor ve yılbaşında yaptığım uyarının adım adım hayata geçtiği bir sürece doğru koşuyoruz. Ekonomide kayıt dışının patladığı, istihdamdan faaliyete kadar herkesin sistem dışına kayma eğilimine girdiği, merdiven altı üretimin beslendiği, alacak borç ilişkisinde illegalitenin beslenmesine olanak tanındığı bir fotoğraf ortaya çıkmaya başladı.
Şimdi de gri listeden çıktığımız için ‘para yağacak’ masalını okumaya başladık. Para yağsa ne olacak; ki yağmayacak. Ekonomi yönetiminin gündeminde vatandaş yok ki... Bu durumda paranın olup olmaması bir şey değiştirmiyor.
Türkiye’de ekonomi yönetiminin işi gücü bırakıp, en kısa sürede sokağın sesine kulak vermesi gerekiyor. Aksi takdirde ipin ucu tamamen kaçacak ve daha büyük maliyetlerle dağınıklığı toplamak zorunda kalacağız. Neden biliyor musunuz? Çünkü kazan öldü.
[email protected]






