Ortada vatandaş adına ekonomik anlamda çok büyük bir fiyasko var ama sorumlusu yok. Esasen sorumlusu çok belli. Eskilerin tabiriyle ‘Mühür kimdeyse Süleyman odur’. Bu sadece yetki kullanmayı değil, kullanılan yetkiyle birlikte sorumluluğu da üstlenmeyi gerektirir.
Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin verilerine göre 4,1 milyonu aşkın kişi yasal takibe düşmüş durumda. Tasfiye olacak alacaklar son bir yılda yüzde 55 arttı. 30,5 milyar TL’den bahsediyoruz.
Bireysel kredi kartı borcundan dolayı takibe düşenlere yılın ilk 5 ayında 403 bin kişi eklendi. Toplam vatandaş borcu, takiptekiler ile birlikte 1,1 trilyon TL düzeyinde… Bu borçlusu… Emeklisi maksimum 3 bin 500, her iki çalışandan biri 5 bin 500 TL alıyor ve ülkede açlık sınırı 6 bin 300 TL, yoksulluk sınırı 21 bin TL’yi zorluyor.
İnsanları yok pahasına çalıştırmak bir yana, iş bulmak da mümkün değil; ama TÜİK’e göre işsizlik de düşüyor. Çiftçisi, esnafı, çalışanı, emeklisi, öğrencisi memuru ülkede hiç kimse geçinemiyor; işsizler zaten yok sayılıyor ve bu ekonomik fotoğrafın sorumlusunun yetkiyi elinde bulunduranlar hariç neredeyse herkes olduğu söyleniyor.
Kimi zaman dış güçler; kimi zaman spekülatörler, kimi dem fırsatçılar, kimi vakit de muhalefet partileri sorumlu tutuluyor; ama bir kez bile ekonomiyi yönetenler, yetkiyi elinde bulundurup, hata yapıldığından bahsetmiyorlar.
Yetkiyi veriyoruz, parayı veriyoruz; hatta ek bütçe veriyoruz; vergilerin çoğunu dolaylı yoldan ve sabit gelirimizden ödüyoruz. Ama her yapmak istediğimiz yaşamsal faaliyet için de ayrıca zamlanan fiyatlarla gelen bedellerle karşılaşıyoruz.
Tüm bu yetkileri doğal olarak seçimle birine veriyoruz; ama ortada bir sorun varsa kimse sorumluluk üstlenmiyor. Sizce burada garip bir asil / vekil problemi ortaya çıkmıyor mu? Kendi paramızın hesabını, yetki verdiğimizden soramayacak mıyız? Enflasyonu bile geçmişteki olaylara bağladık. Oysa çok uzağa gitmeyin nedeni belli: Ülkedeki üretimsizlik, ithalata bağlı yapı ve Maliye’deki finansal okur yazarlık eksikliği…
Son olarak iki bariz örnek yaşandı. Necmettin Batırel diye biri var. Ekonomik sorunları Prof. Dr. Özgür Demirtaş’a bağladı. İhracatın avroyla, ithalatın dolar ile yapıldığını bilmeyen ve dolar/avronun eşitlenmesinden mutluluk duyan bu yazarın bilgi eksikliği zaten ortaya çıkıyor. Ama elinde yetki olmayana sorunu bağlamak nedir?
İkinci örnek ise Adalet ve Kalkınma Partisi Elazığ Milletvekili Metin Bulut… “Sebebi biz olmasak da çözümünden kendimizi sorumlu tutuyoruz” dedi. Gerçekten bir Olacak O kadar TV Programı’nın içinde yaşıyor gibiyiz. O zaman sorarlar: Yetki size verildi, sebebi siz değilseniz, yetkiyi kime kullandırıyorsunuz?
Sadece bu iki örnek bile ülkede bilgisizliğin, hamasetin ne noktalara geldiğinin çok açık kanıtı. Ama tüm bunlar yaşanırken insanlar geçinemiyor; anayasal hakları olan zorunlu tüketimlerini gerçekleştiremiyor ve yıllarca bunları elde etmek için yaptıkları borçları ödeyemiyorlar.
Sonra da deniliyor ki, tüm dünyada problem var. Onu da biliyoruz. Ama problem yaşayan dünya pandemide insanlarına ve küçük işletmelerine karşılıksız para dağıttı; onu ne yapacağız?
Yetmedi. Şu an Macaristan’da son vergi artışları protesto ediliyor. Bizde protesto olsa vatana ihanet söylemleri geliştirilir. Dönelim İspanya’ya… Haberden tek cümle aktarayım: “İspanya’da yükselen enflasyon ve artan yakıt masrafları nedeniyle hükümet 1 Eylül'den yıl sonuna kadar trenlere binişi ücretsiz yaptı.” Biz ise ulaştırmada zam üstüne zam görüyoruz.
Ve tüm bu tablonun sorumlusu, yetkiyi elinde bulundurup, bütçeyi kullananlar değil öyle mi? İnsanın içinden bu tabloda tek bir şey demek geliyor: Git uzakta oyna.
[email protected]






