Vatandaşın geçim sıkıntısı memlekette kronik bir sorun haline dönmüşken, Ekonomi Koordinasyon Kurulu halen yeni programdan söz edebiliyor. Yapısal reformlardan yıllarca bahsedip, aradan geçen bunca yılın ardından halen aynı başlığı ‘yapılacaklar’ listesinde ülkenin önüne koyuyorsanız, aslında zaten başka bir şey anlatmaya gerek yok.
Ama konu bununla da bitmiyor. Enflasyon ile mücadeleden söz edilen aynı toplantıda, gerçekçi bulunmayan enflasyonlar üzerinden hesaplanmış bir hedef enflasyonla zam verilen insanlar, 24,5 milyon adede ulaşmış icra dosyaları ve açlık sınırının altında kalmış milyonlarca kişiden bahsedilmiyor.
Memlekette 22 bin 131 TL açlık sınırıyla başlanan 2025 yılında, maaşların cebe girdiği Şubat 2025 itibariyle bu sınır 23 bin 324 TL olmuştu. Peki belirlenen asgari ücret neydi? 22 bin 104 TL. En az emekli maaşı ne? Yılın başında 14 bin 469 TL, yılın ortasındaki artışla da şu an 16 bin 881 TL.
Ülkede yine eşdeğer kriter olması bakımından Türk-İş’in Ağustos ayı itibariyle açlık sınırı ne açıklandı? 27 bin 111 TL. Yoksulluk sınırı olan aslında taban geçim geliri ise 88 bin 309 TL. Şimdi bu fotoğrafın içerisinde siz hangi ekonomiden bahsedeceksiniz?
Halen kişi başına gelirlerin arttığından, ülkenin kur faktörünü dikkate almadan yapılan hesaplamalarla 1,4 trilyon dolarlık büyüklüğe koştuğundan söz ederseniz, sadece komik olmaz, arada yıkılan köprüyü ve uçurumu da derinleştirirsiniz.
Ülkede her iki emekliden ve her iki ücretliden biri asgari rakamları alırken, biraz daha zorladığınızda 18 bin TL civarında emekli maaşından, 30 – 35 bin TL diliminde ortalama ücretten söz ederken, Türk-İş iyimser rakamlarla ortaya koyduğu açlık ve yoksulluk sınırından da mı utanmıyorsunuz?
Mesele sadece burada da bitmiyor ki… Dış ticaret rakamları açıklanıyor, temmuzda ihracat rekoru kırmaktan söz ediyor, ama yılın yarısında 54 milyar dolarlık açık verdimizden bahsetmiyorsunuz.
İşsizlik açıklanıyor ve yüzde 8 olduğu iddia ediliyor. Ama işsiz kabul edilmeyen atıl iş gücünün yüzde 32’den yüzde 29,6’ya, kabul edilen işsizlik yüzde 0,6 gerilerken nasıl ulaştığını izah etmiyorsunuz. Ne oldu ülkede yüzde 3’e yakın insan hayatını mı kaybetti, nüfustan mı silinde, vatandaşlıktan mı çıktı?
Velhasıl kelam ekonomi yönetimi ile vatandaşın, hatta reel sektörün ilişkisinin tamamen koptuğu görülüyor. Bunun en son bir başka kanıtı ise, ASO, İZTO, İSO ve ATSO, yani Ankara, İzmir, İstanbul ve Antalya’nın meclis toplantılarında yapılan konuşmalar ve uyarılarda saklı.
Üstelik Ankara’da mesele Merkez Bankası Başkanı’nın, İstanbul’da da Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın yüzüne söylenmişken… Tüm bunlar bize neyi anlatıyor? Yok hükmünde bir vatandaş gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ekonomi yönetimi kendi çalıp, kendi oynuyor, ama sahada işsizinden emeklisine, çiftçisinden esnafına, öğrencisinden sanayicisine kadar herkes eriyor.






